<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570</id><updated>2011-10-25T13:02:11.698-07:00</updated><title type='text'>aLiCiMeN</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>24</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-3795700933749555059</id><published>2009-07-12T13:34:00.001-07:00</published><updated>2009-07-12T13:36:00.935-07:00</updated><title type='text'>Bilginin peşinde koşanlara...</title><content type='html'>‘Bilgi insanı özgür kılar’ demiş düşünürler. Haksız da değiller. Hz. Ali’ye ithaf edilen ‘Zenginler servetlerini korumaya çalışır, aimleri koruyan ise bilgileridir’ deyişinin de işaret ettiği gibi, bilgi, gücü, hareket serbestiyesini ve manevra önceliğini de birlikte getiriyor. Küreselleşme olarak isimlendirilen olgu da, sermaye, mal ve emeğin yanısıra, uçsuz bucaksız bilgi denizinin de ihtiyar dünyamızı her geçen gün kanatları altına almasından başka bir şey değil mi? Tarihin akışı içersinde yaşanan gelişmeler, ‘bilgi sahibi olmanın’ önemini arttırdıkça, bu yöndeki çalışmalar da ister istemez daha bir kurumlaştı, bilgiye büyük yatırımlar yapıldı ve hatta, birazdan başlayacağınız yolculukda da şahit olacağınız gibi, bilgi uğruna nice kanlar döküldü.&lt;br /&gt;Başta Osmanlı olmak üzere, dünyaya nizamat vermiş imparatorlukların bir bir yıkılması, milyonlarca insanı hayatından eden ve halen içersinde yaşadığımız sınırların çizilmesinde birinci dereceden etkin olan Dünya Savaşları, Rusya’da yaşanan Kızıl, İran’da yaşanan Yeşil devrimler, Romanya’nın eli kanlı diktatörü Çavuşesku’nun beklenmeyen dramatik sonu, Demir Perde’nin yıkılması, Sovyetlerin dağılması, Rusya devlet başkanı’nın süpriz bir şekilde iktidara tırmanması, küresel ekonomik krizler ve en son olarak 11 Eylül 2001’de New York ve Washington’da yaşanan dramatik saldırılar ve akabinde yaşanan gelişmeler gibi, nice büyük çaplı olay, dünümüzü olduğu gibi, yarınımızı da şekillendirmeye devam edecek. Ve dün olduğu gibi yarın da, bu gelişmeleri yönlendiren temel unsur, ‘bilgi’ ve buna ulaşmak için verilecek dişe diş, göze göz mücadele olacak. En ufak bir bilgi kırıntısına dahi ulaşmak için perde arkasında bazen komik, bazen tuhaf ama çoğunlukla da dramatik ve kanlı bir mücadele veren gizli servisler ve elemanları, perde önündeki şık giyimli, güleryüzlü ama zihinlerinde binbir tilki dolaşan siyasileri beslemeye devam edecekler...&lt;br /&gt;İşte elinizdeki bu kitabın satırlarında, bazen kahraman bazen hain olarak isimlendirilseler de, sebebi ne olursa olsun ömürlerini bilgiye adamış insanların hayat çizgisini, tarihe nasıl şekil verdiklerini ve çatısı altında çalıştıkları gizemli kurumları yakından tanıyacak, istihbarat faliyetlerinin geldiği son istasyonu göreceksiniz.&lt;br /&gt;Her daim bilginin peşinde olmanız dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ali Çimen&lt;br /&gt;Mart, 2002, İstanbul&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://thebooksofalicimen.blogspot.com/"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bir önceki sayfaya dönmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-3795700933749555059?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/3795700933749555059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/07/bilginin-pesinde-kosanlara_12.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/3795700933749555059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/3795700933749555059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/07/bilginin-pesinde-kosanlara_12.html' title='Bilginin peşinde koşanlara...'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-5644756360363067969</id><published>2009-07-10T15:24:00.001-07:00</published><updated>2009-07-10T15:27:53.710-07:00</updated><title type='text'>Tarih yolcusu ile hasbıhal…</title><content type='html'>Tarihin üzerine biriken tozu silkelemeye, unutulmuşluğun kokusunu içine çekmeye hazırlanan değerli okuyucu,&lt;br /&gt;Elinizdeki kitap, temel olarak, 13. yüzyıldan itibaren günümüze kadar yaşanan 29 akımı/olayı/gelişmeyi temel alarak yazıldı. Bir gazeteci olarak her şeyden önce bu kitabı, gazete okuyucuları, araştırmacıları, öğrenciler ya da topyekûn bir ifade ile ‘şu toprağını çiğnediğimiz dünyamızda neler olmuş, neden olmuş ve sonrasında neler yaşanmış?’ sorusu ile kafasını yoran tarih meraklıları için kaleme aldım. Konuların seçilmesini sağlayan kritere gelince; Gazetecilik yaptığım son 14 yıldır, ortalama gazete okuyucusunun ya da hayatın nabzını tutmak isteyenlerin, zaman zaman, günlük yaşamın, ülkenin ve hatta dünyanın akışını daha iyi deşifre etmesine yarayacak referans noktalarından uzak düştüğünü fark ettim. İşte elinizdeki bu kitap, bu kaygılardan hareketle, okuyucu ile tarihin mihenk taşları arasındaki mesafeyi kapatmak için kaleme alındı. Bundan hareketle hem günlük gazete ve dergi dilinde hem de TV’deki tartışma programlarında gazetecilerin, akademisyenlerin ve siyasilerin en çok atıfta bulunduğu, ‘Soğuk Savaş’, ‘Fransız İhtilali’, ‘Yahudi Soykırımı’, ‘Sovyetlerin Yıkılışı’ gibi onlarca önemli tarihi gelişmeleri bir çatı altında toplamaya çalıştım. Bir diğer gözlemim de, çoğu okuyucu ya da gündem meraklısının ki buna bu fakir de dâhildir, daha çok yakın denilebilecek son 50–100 içinde olan hadiseleri merak ettiği, bu merakın, tarih geriye doğru gittikçe azaldığı şeklinde oldu. Bu yüzden konuları, ‘okuldan tarihçi’ değerli editörlerim Adem Koçal ve Neval Akbıyık’ın samimi katkıları ile birlikte, 20. yüzyılı baz alarak seçtik ve önemine binaen 15. yüzyıla kadar uzandık. Yahudi soykırımı’nın yarattığı panik ve korkunun İsrail’in kuruluşunu tetiklemesinde, Uzay Yarışı’nda yaşanan teknolojik gelişmelerin bir şekilde Soğuk Savaş’ı bitirmesinde ya da İkinci Dünya Savaşı’ndaki yıkımın küllerinden Avrupa Birliği’nin filizlenmesinde görüldüğü gibi, tarihin birbirinden etkilenen olaylar silsilesi olduğu inancıyla, kronolojik bir sıra takip ettik. Bu arada, teknik nedenlerden dolayı birçok diğer önemli başlığı da, bir sonraki kitapta ele alabilmek ümidiyle, elemek zorunda kaldık.&lt;br /&gt;Serinin diğer iki kitabı olan ‘Tarihi Değiştiren Konuşmalar’ ve ‘Tarihi Değiştiren Savaşlar’ı okumuş olanlarınız, serinin elinizde tuttuğunuz bu yeni bölümünde, diğerlerinden farklı olarak dipnot kullanılmadığını görecektir. Sebebine gelince, her şeyden önce bir gazeteci olarak, bu konular üzerinde uzun denilebilecek bir zamandır yazıyorum. Kitabın içinde geçen olayların geçtiği yerlerin büyük bir kısmında bulunup, havasını kokladım. Bu olayları yaşayanları, arkada kalanları, kendisinden etkilenenleri ile tanıştım, konuştum, hikâyelerini boya kokulu gazete sayfalarına yansıtmaya çalıştım. Her zaman böyle bir referans kitabı yazmayı hayal ediyordum; istedim ki aramızdaki sohbetin akışını, soğuk görünümlü dipnotlar kesmesin…&lt;br /&gt;Tarihi Değiştiren Olaylar, seriyi en başta planlarken düşündüğümüz gibi, serinin diğer başlıkları ile aynı amacı; ‘dört başı mamur, öz ve çok yönlü bir tarih bilgisi’ vermeyi hedefliyor. Bu açıdan bakıldığında hem onların koluna girebilir, hem de kendi başına yürüyebilir. Bu kitapta geçen önemli olaylarda başrol oynayan kahramanların, söz konusu olaylar esnasında yaptığı ve tarihe mal olmuş konuşmaları, serinin diğer başlığı olan ‘Tarihi Değiştiren Konuşmalar’dan, ya da İsrail’in kuruluşunun ardından patlak veren Arap-İsrail savaşlarında olduğu gibi, bu olaylardan bazılarının tetiklediği savaşları, ‘Tarihi Değiştiren Savaşlar’dan takip edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Dilerim ‘tarihi değiştirenlerin’ izini takip ederek geldiğimiz bu yeni durak, sizi daha da donanımlı kılar ve genel kültür duvarınıza bir tuğla da ben eklemiş olurum.&lt;br /&gt;Tarih dolu nice sayfalarda buluşmak dileğiyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ali Çimen&lt;br /&gt;Şubat 2007, Amsterdam&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://thebooksofalicimen.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Bir önceki sayfaya dönmek için tıklayınız&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-5644756360363067969?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/5644756360363067969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/07/tarih-yolcusu-ile-hasbhal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/5644756360363067969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/5644756360363067969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/07/tarih-yolcusu-ile-hasbhal.html' title='Tarih yolcusu ile hasbıhal…'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-514129620432890457</id><published>2009-07-02T08:38:00.000-07:00</published><updated>2009-07-11T03:01:52.088-07:00</updated><title type='text'>Kıymetli tarih yolcusu,</title><content type='html'>Bir yıl aradan sonra yine birlikteyiz. 2005 yılında çıktığımız tarih seferinin bir önceki durağı, hatırlayacağınız üzere, 2008 Mayıs’ında sizlerle buluşan Tarihi Değiştiren Kadınlar’dı. Bu kez masaya imparatorlukları yatırdık. Yaptıkları ve yapamadıkları ile gerçek anlamda içinde yaşadığımız dünyanın siyasi coğrafyasını şekillendiren imparatorlukları…&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Neden imparatorluklar?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Öncelikle, İmparatorlukları da içermesi, adeta bu serinin kaderi olmuştu. Bugüne kadar askerleri, bu askerlerin yaptıkları savaşları, bu savaşların öncesinde ya da sonrasında dünyanın önde gelen liderlerinin yaptıkları devrim niteliğinde konuşmaları ve tarihin mihenk taşı olmuş olayları gündeme getirip de, tüm bunların odağındaki ‘iktidar arzusunun’ taşlaşmış hali olan imparatorlukları yazmamak olmazdı. Nihayetinde imparatorluklar için ‘savaşıldı’, konuşuldu’ . ‘Kadınlar’ imparatorlukların iplerini ele geçirmek için ter döktü. Bir şekilde tarihi değiştiren ‘olaylar’ın öznesi ya da nesnesi oldu imparatorluklar. Kitabın doğumuna neden olan diğer bir etmense, ülkemizde oldukça popüler olduğunu gözlemlediğim, tarihi tek bir aktörün gözünden anlatma eğilimi oldu. Mirasını devraldığımız Osmanlı, yerinde ve olması gerektiği gibi, gayet kaliteli çalışmalarla geniş kitlelere anlatıldı, anlatılıyor. Yine de resmin tamamını göremediğimizi düşünüyor, sürekli olarak Osmanlı’nın büyüklüğünden ve farkından bahsedilmesine rağmen, bu sıfatların, kime kıyasla, hangi düzlemde ve neden kullanıldığına dair yeteri kadar detaylı bir sunuma rastlamıyorum. Doğru, Osmanlı büyüktü. Ama hangi imparatorluğa göre büyüktü ya da hangi imparatorluktan farklıydı? Kısacası, Osmanlı’yı, tek kahramanın kendisi olduğu senaryosuz bir filmin içerisinden çıkarıp, iyisi ve kötüsüyle başka gerçek kahramanların da olduğu sağlam senaryolu bir filmde oynatmaya çalıştım. Kapkaranlık bir odada sizin ne kadar güzel olduğunuzun bir önemi yoktur sonuçta, biri gelip ışığı yakmadıkça… Öte yandan önemli bir varlık sebebi daha var bu kitabın; Türkiye adıyla vatan bildiğimiz ve ‘tek tipliğin’ adeta kutsandığı bu toprakların, aslında ne kadar inanılmaz zenginlikte bir tarihe sahip olduğunu göstermek. Malum, yıllardır, bu satırların yazarının da ter döktüğü medya piyasasında, bıkıp usanmadan, ‘Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasında bir köprü’ olduğu teması işlendi, işleniyor. Oysa Türkiye köprü değil, merkezdir. Üzerinden basılıp bir yere geçilmez, olsa olsa köprülerden geçilerek Türkiye’ye gelinir. Evet, Türkiye, pek gündeme getirilmese de, bugüne dek, sadece bilinenler dikkate alındığında, on üç&lt;span style="color:#000099;"&gt;*&lt;/span&gt; büyük imparatorluğun ya merkezinde olmuş ya da bir parçasını oluşturmuştur! Bu ülkenin bu kadar dinamik, canlı, kozmopolit ve bazen bizleri bunaltsa da, kendine has büyüleyici bir kaotizme sahip olmasının sebebi de budur diye düşünüyorum. Uzun lafın kısası, işlediği konu itibarıyla ülkemiz açısından bir ilk olan bu kitap, Türkiye’nin seyir defteri olduğu kadar, ülkenin uzunca bir süredir mahkûm edilmeye çalışıldığı tek tipliğe dönük bir isyandır da.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İmparatorlukları nasıl seçtik?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Serinin diğer kitaplarında olduğu gibi, popülerlik, ya da daha açık bir dille söyler isek, günümüz bilgi trafiğinde referans olarak kullanılma sıklıkları, içerik belirlemedeki ilk kıstasımız oldu. Bunu, tarihi değiştirebilme güçleri izledi ki bu ikisi çoğu zaman örtüştüğü için, işimiz zor olmadı. Peki, hangi imparatorlukları neden seçtik, biraz da buna değinelim. İçinde imparatorluk bahsi geçen her yazı ya da sohbetin olmazsa olmaz referans noktası Roma, doğal olarak başrol oynadı. 'Üzerinde güneş batmayan' klişesi ile hafızalarımıza kazınmış olan ve bu sıfatı gerçek anlamda hak eden tek örnek olan İngiliz İmparatorluğu da olmazsa olmazlardandı. Diğer yandan, gece ile gündüz misali, dünyanın dört bir yanında dünyanın patronu olmak için İngilizleri kovalayan Fransız İmparatorluğu’nu da sayfalarımıza konuk ettik; Napolyon’u takip edip, imparatorluğunun hikâyesini İngilizlerinkiyle eş zamanlı işleyerek. İran'ın zengin medeniyetinin başlangıç noktası olan Pers İmparatorluğu'nu masaya yatırarak, bu 'uzaktaki' komşumuzu bir nebze olsun yakınlaştırmak istedik. İçinde yaşadığımız asrın süper güç namzedi Çin'in, sadece 'ucuz teknoloji'den ibaret olmadığını göstermenin ve 2 bin yıllık nefes kesen ve hareketli tarihine uzanmanın ilginç olacağını düşündük. Onlarca film ve kahramanlık destanına ilham kaynağı olmuş Büyük İskender’in ihtirasının sınırlarının nereye uzanabileceğini gösteren Makedon İmparatorluğu'nu sayfalarımıza taşıyarak, sizi de bu tutkunun destanına ortak etmek istedik. Roma'nın kaldığı yerden bayrağı alarak bin yıl daha taşıyan ve ülkemizin merkezinde olduğu coğrafyada derin izler bırakan Bizans'ın, fantastik çizgi roman kahramanı Kara Murat’ın maceralarına dekor ya da sadece Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesiyle önem kazanan bir kimlik olmanın ötesinde anlamlar taşıdığını hatırlatmak istedik. Ayakları sağlam yere basmayan ama ‘kutsal’ ve ‘Roma’ gibi iki fiyakalı etiketi asırlar boyu taşıyarak melez bir siyasi figür olarak Avrupa’da söz sahibi olan Kutsal Roma İmparatorluğu’nun kafa karıştıran hikâyesini irdeledik. İslam’ın filizlendirdiği devletlerin en önemlilerinden olan Emevi İmparatorluğu’nun fırtınalı tarihine uzanıp, sicil defterine bir göz attık. Dünya’yı titreten ve benzerlerinin aksine inanılmaz bir hızla büyüyerek, adeta bir tank gibi Avrupa topraklarını çiğneyip geçen Hun ve Moğol imparatorluklarının yarattığı dehşeti yansıtmanın yanı sıra, basıp geçtikleri diyarlarda bıraktıkları derin izlerin üzerindeki toz tabakasını kaldırmaya çalıştık. Bugün içinde yaşadığımız yüzyılın siyasi ve kültürel coğrafyasının belirlenmesinde önemli bir rol oynayan; ihtiraslı kâşifler ve maceraperestler denizcilerin ellerinde şekillen İspanyol ve Portekiz sömürge imparatorluklarının dünyayı nasıl akıl almaz bir şekilde paylaşıp, yağmaladıklarını resmettik. Topraklarının küçüklüğüne rağmen denizlerdeki rakip tanımaz gücüyle Hollanda İmparatorluğu’nun bu ikiliye nasıl kök söktürdüğünü, sömürüden nasıl pay kaptığının izlerini sürdük. Yaşadığımız yüzyılın imparatorluklarını da ihmal etmedik doğal olarak. Üstün ırka ulaşma saplantısıyla, halen bile insanın kanını donduran eylemlere imza atan ve Hitler ismini lanetliler listesine yazdıran Nazi İmparatorluğu’na ışık tutup; koskoca bir milletin iradesinin, tarihin gördüğü en büyük propaganda operasyonuyla nasıl olup da esir alındığını araştırdık. Yine, ‘sınıfsız bir toplum’ sloganıyla yola çıkıp, vatandaşlarına ‘eşit bir şekilde’ zulmeden ve yaşı otuz küsurlarda olanlarınızın son nefeslerine verişine tanık olduğu Komünist Sovyet İmparatorluğu’nun tempolu ve bir o kadar da ürküten seyir defterini sunduk. Sovyetlerle girdiği yarım asırlık hâkimiyet savaşından, günümüzün yaşayan son imparatorluğu olarak çıkmayı başaran Amerika’nın emperyal gelişimine ışık tutup, Amerika’yı süper güç yapan felsefeyi dillendirmeye çalıştık.&lt;br /&gt;Ve tabii ki bizi en yakından ilgilendireni, tarihe bakışımızın mihenk noktası olan Osmanlı İmparatorluğu’nun hikâyesini anlattık; nasıl yükseldiğinden ziyade neden çöktüğüyle ilgilenerek, mümkün olduğu kadar hamasetten uzak ve soğukkanlı bir dille. Zira tarih, ne ‘göğüslerimizi şişirmek’ için kullanabileceğimiz bir körük, ne de bir başka millete ya da geçmişine duyulan ‘nefretin’ değirmenine sutaşıma vesilesidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kolay olmadı…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Zor bir çalışma olduğunu itiraf etmeliyim. Marmara Üniversitesi Uluslararası ilişkiler mezunu olan değerli editörüm Neval Akbıyık’ın bu zorlu süreçteki hakkını teslim etmem gerek. Yaklaşık bir yıla yayılan çalışmamızda, sabrı, dikkati ve yerinde yönlendirmeleriyle elinizdeki kitabın şekillenmesinde önemli bir rol üstlendi. Yine aynı şekilde, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu gazeteci meslektaşım İbrahim Varlık, araştırmaları ve danışmanlığıyla, ciddi bir rol oynadı okuyacağınız satırların oluşmasında. Ve ayrıca, kitabın muhtelif sayfalarında fikirleri ve tespitleriyle tanışacağınız, dünyanın değişik üniversitelerinden tarih profesörleri ve benzer konularda kalem oynatan yazarlara teşekkürü bir borç bilirim.&lt;br /&gt;Serinin belki de en hacimlisi olan bu kitapta, yerimizin dar olması nedeniyle, başta Selçuklu olmak üzere, Abbasi, Sümer, Asur, Aztek ve Japon imparatorlukları gibi, onlarcasını elemek durumunda kaldığımızı hatırlatmak isterim. Şüphesiz ki bu onların değer ve öneminden bir şey eksiltmez. Dilerim, zorunlu olarak ilk buluşmamızda aramızda olamayan tarihin bu önemli aktörleriyle serinin devamında bir araya gelebiliriz. Ve son olarak, kitabı okurken, sunduğumuz haritaların yanı sıra, elinizin altında bir dünya haritası ya da bir küre bulundurmanızın ilginç olacağını düşünüyorum. Zira özellikle deniz gücüyle tarihi şekillendiren sömürge imparatorluklarının, nerelerden kalkıp, dünyanın hangi köşelerine dek uzanabildiğini görünce şaşıracak, içinde yaşadığımız yüzyılın ‘siyasi fotoğrafını’ daha net görebileceksiniz…&lt;br /&gt;Bir sonraki durakta buluşabilmek dileğiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;color:#000099;"&gt;* Türkiye toprakları, bugüne kadar Sümer İmparatorluğu (MÖ 2000-MÖ 612), Asur İmparatorluğu (MÖ 559-MÖ 331), Pers İmparatorluğu (MÖ 559-MÖ 331), Atina İmparatorluğu (MÖ 500-MÖ 400), Makedon İmparatorluğu (MÖ 336-MÖ 323), Avrupa Hun İmparatorluğu (370–469), Roma İmparatorluğu (MÖ 753-MS 476), Bizans İmparatorluğu (330–1453), Emevi İmparatorluğu (633–750), Abbasi İmparatorluğu (750–1258), Selçuklu İmparatorluğu (1037–1157), Moğol İmparatorluğu (1206–94) ve Osmanlı İmparatorluğu (1300–1922) gibi tarihin önemli aktörlerinin ya merkezi ya da bir parçası olmuştur. Bunların bazıları eş zamanlı olarak Türkiye topraklarının değişik bölgelerinde hüküm sürmüşlerdi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ali Çimen&lt;br /&gt;New York, Haziran 2009 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://thebooksofalicimen.blogspot.com/"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bir önceki sayfaya dönmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-514129620432890457?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/514129620432890457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/07/kymetli-tarih-yolcusu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/514129620432890457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/514129620432890457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/07/kymetli-tarih-yolcusu.html' title='Kıymetli tarih yolcusu,'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-2225146196617314869</id><published>2009-07-02T07:34:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T07:36:54.474-07:00</updated><title type='text'>Tarihi Değiştiren Savaşlar...</title><content type='html'>&lt;em&gt;Bu dünyanın büyük yaratıkları&lt;br /&gt;Savaşlar ve kavgalarla yıkıldı&lt;br /&gt;Ve kim savunup koruduysa&lt;br /&gt;En güzel ödülü onlar kazandı&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Goethe&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medeniyet tarihçileri Will ve Ariel Durant, Uygarlığın Öyküsü adlı eserlerinde ‘yazılı tarihin 3421 yılından yalnızca 28 yılı savaşsız geçmiştir’ der. İrili ufaklı pek çok savaş veya savaşlar dizisi, tarihte önemli değişikliklere, dönüşümlere sebep oldu. Kimler arasında olduysa o devlet ve milletleri, yaşadıkları bölgeleri etkiledi. Bölgeleri dışında, kıtayı, hatta dünyayı da etkiledi bazıları. Etki süreleri kısa olan olduğu gibi günümüze kadar titreşimleri ulaşanları da oldu.&lt;br /&gt;Eskiçağdan kayıtlara geçmiş az sayıda savaş hakkında bilgi sahibiyiz. Söz gelimi Mezopotamya, Mısır, Anadolu ve Yunanistan topraklarında cereyan eden Hititler ve Mısırlılar arasındaki savaşlar, Peloponnes ve Troya savaşları gibi. Özellikle Ortaçağ boyunca birbiriyle savaşan devletlerin, fetihçilerin, işgalcilerin ağırlık noktası Avrupa ve Ortadoğu olmuştu. Hıristiyanlık ve İslamiyet’in dini hava verilen aynı zamanda siyasi, ekonomik seferleri Türk-İslam devletlerinin cihan şümul devlet politikasının sonucu yaptıkları fetihler, Avrupa’nın siyasi-ekonomik yayılmacılığı, ticari yollara hakim olma ve sömürgecilik faaliyetleri sonucu çikan savaşlar, milliyetçilik duygusunun ortaya çikardigi savaşlar ve halen içinde yaşadığımız dünyanın gidişatında ve yerleşik sistem ve kurumlarında büyük rol oynayan 20. Yüzyıl savaşları… Bu kitapta tarih boyunca yapılmış pek çok savaşa göre daha önemli sonuçlar doğurmuş, taraflarını ve bulunduğu bölgeyi fazlasıyla etkilemiş savaşları paylaşmaya çalistik sizinle. Doğal olarak hem kitabın hacmi hem de okuyucun ilgi alanından kaynaklanan kısıtlamalar, tüm iddialı savaşları ele almamızı mümkün kılmadı. Sözgelimi Roma ordularının en korkunç yenilgilerinden biri olan Hadrianopolis savaşinı (MÖ. 378), Grek kültürünü geniş coğrafyalara yayan Makedonyalı İskender’in seferlerini, tarihin en ünlü seferlerinden Hannibal’in 2.Pön seferini ve Romalılar tarafından yenilmesini, 375’de Dinyeper kenarında Hunların Batı Gotlarını yenmesini, 20 Haziran 451’de Hun hükümdarı Atilla’nın Champagne ovasında Aetius ile yaptığı büyük savaşi, Gazneli Mahmud’un bugünkü Afganistan bölgesinden Penjap ve Yukarı Ganj vadisine yaptığı akınları ve Kuzey Hindistan seferini, Karşilaştıkları düşmanları üzerinde mutlak üstünlük sağlamış ve Avrupa Asya arasında devasa bir imparatorluk kurmuş olan Moğolları durduran tek savaş ve yenilgi olan Ayn-ı Calut savaşinı, Yıldırım Bayezid zamanında, 1396’da Osmanlı ilerleyişini durdurmak için düzenlenmiş Haçlı ittifakının ve birleşik Avrupa ordusunun yenilgisi sağlayan Niğbolu Savaşi'nı, Dünya savaşi niteliği taşiyan ve çok sayıda profesyonel ordunun birbiriyle yaptığı ticaret ve deniz savaşları olan İspanya Veraset Savaşları'nı, İngiltere, Fransa, İspanya ve Portekiz’in dünya Hakimiyeti için boğuştukları Yedi Yıl Savaşları'nı (1756-1763), bugünkü Avrupa’nın temellerinin atılmasında önemli bir aşama oluşturan Paris barış anlaşması ile sonlanan ve Osmanlının yıkılış aşamalarından Kırım Savaşi’nı (1856), ikinci cildde telafi edebilmek ümidiyle, kitabın menzili içine alamadık.&lt;br /&gt;Bununla birlikte gazete köşelerinde, makalelerde ve tartışma programlarında sıklıkla atıf yapılan, hepsinden önemlisi insanlığın ortak tarihinin köşe taşlarını şekillendiren savaşlar üzerine sizleri bilgilendirmeyi ve hadiselere daha sağlam bir altyapı ile bakmanızı hedefleyen bu çalismanin, bilgi dağarcığınıza mütevazi bir katkı yapmasını arzu ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ali Çimen, Göknur Göğebakan&lt;br /&gt;İstanbul, Eylül, 20006&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://thebooksofalicimen.blogspot.com/"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bir önceki sayfaya dönmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-2225146196617314869?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/2225146196617314869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/07/tarihi-degistiren-savaslar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2225146196617314869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2225146196617314869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/07/tarihi-degistiren-savaslar.html' title='Tarihi Değiştiren Savaşlar...'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-2913954581434839748</id><published>2009-07-02T07:15:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T07:21:43.071-07:00</updated><title type='text'>Tarihe yolculuğumuz devam ediyor…</title><content type='html'>&lt;em&gt;"Galyalılar Romalı askerler tarafından değil, Sezar tarafından mağlup edildi. Roma’nın karşısında titrediği Kartacalı askerler değil, Hannibal’dı. Hindistan’a korku salan, Makedon mızraklıları değil, Büyük İskender’di. Weser ve Inn’e ulaşan Fransız ordusu değil, Turenne’di. Prusya’yı yedi yıl boyunca Avrupa’nın en görkemli üç gücüne karşı savunan Prusya askerleri değil, Büyük Frederick’di."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Napolyon&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Diplomatlar, siyasetçiler, entelektüeller ve filozofların tarihteki dönemeç ve sıçramalardaki katkıları göz ardı edilemez. Lakin bunların hepsi, hayatları askerler tarafından korunduğu ya da kendilerine askerler tarafından açılan sahalarda manevra kabiliyetine sahip oldukları müddetçe birikimlerini ortaya dökebilmişlerdir. Tarihe baktığımızda yaşadıkları dönemlere ve bazı durumlarda kendilerinden sonraki kuşakların hayatlarına da damgasını vuran en etkili liderlerin, mabetlerden, hükümet konaklarının koridorlarından ya da bilim merkezlerinin parıltılı odalarından değil, daha çok barut, kan ve ter kokan cephelerden geldiklerini görürüz.&lt;br /&gt;Tarih boyunca, karizmatik, ihtiraslı, askerlik sezgisi yüksek ve her şeyden önce de, askerliğin mütemmim cüzü cesaretten nasibi almış askerler; milletlerini zaferden zafere koşturmuş, ülkelerinin sınırlarını genişleterek tarih kitaplarının haklı aktörleri olmuşlardır. Ve tabiî ki, ihtirasın ölçüsünü kaçırıp, haklılık çizgisinin dışına taşarak ülkelerini felaketlere sürükleyenler ve lanetlenenler de yok değildir. Her halükarda, ister haklı ister haksız, silaha sarılıp ordularının başına geçenler, eylemleriyle, tarihin köşe taşlarını oluşturup, ağır işçiliğini yaptılar. Çoğunlukla siyasilere düşense, askerlerin çatısını kurduğu bu yapıların, ince işçiliğini yapmaktan ibaret kaldı.&lt;br /&gt;İşte bu düşünceden hareketle, ‘Tarihi Değiştiren’ aktörleri mercek altına aldığımız serinin bu başlığını, askerlere ayırdık. Birazdan kendileri ile birlikte geçmişin top patlamalı ve kılıç şakırtılı cephelerinde sipere yatacağınız isimleri, serinin bundan önceki çalışmalarında olduğu gibi, ‘okuldan tarihçi’ editörlerim, Yeditepe Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu Adem Koçal ve Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu Neval Akbıyık ile seçtik. Kitabın hamurunu beraber yorduğumuz bu dostlarımın yanı sıra, Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu değerli meslektaşım İbrahim Varlık da, yorum ve önerileriyle bu kitabın oluşmasına katkıda bulundu.&lt;br /&gt;Serinin diğer başlıkları olan tarihi değiştiren ‘konuşmalar’, ‘savaşlar’ ve ‘olaylar’da olduğu gibi, bu çalışmada da aynı yol haritasını takip ettik. Askerlerin kitaptaki dizilişi kronolojik sırayı izlese de, asıl hareket noktamız; günümüz medyasındaki aktüel-popüler bilgi akışı esnasında kendisine en fazla atıfta bulunulan; Hitler, Napolyon, Büyük İskender, MacArthur, Sezar gibi askerlerin okuyucuya daha iyi tanıtılması oldu. Bununla birlikte Pearl Harbor limanını bombalayarak Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’na girmesine sebep olan Japon Amiral Yamamoto, yine İkinci Dünya Savaşı’nda Nazileri geri püskürten ve belki de gerçek anlamda savaşın kaderini değiştiren Rus Mareşal Zhukov, Napolyonik Savaşlar sırasında Fransızları Akdeniz’den silerek İngiltere’nin neredeyse bir asır boyunca ‘denizler hakimi’ olmasını sağlayan Amiral Nelson ve Güney Amerika’yı kılıcıyla İspanyollaştırıp, Yeni Dünya’nın zenginliklerini Avrupa’ya taşıyan Cortes gibi; tarihte köklü izler bırakmış, lakin ülkemizde pek gündeme gelmeyen isimleri de sizlerle bir kez daha tanıştırmak istedik. Tüm bunların yanı sıra ‘Tarihi Değiştiren Askerler’ ile, Halid Bin Velid, Alparslan, Selahaddin Eyyübi, Fatih Sultan Mehmet, Barbaros Hayreddin Paşa, Kanuni Sultan Süleyman ve tabiî ki Atatürk gibi, tarafı olduğumuz siyasal kültürel sahnenin önemli aktörlerinin dünyasına da misafir olabileceksiniz.&lt;br /&gt;Diğer başlıklar gibi, ‘Tarihi Değiştiren Askerler’in de, serinin tamamlayıcı bir unsuru olup, takım oyunu oynamasına dikkat ettik. Dikkatinize sunduğumuz askerlerin gerçekleştirdikleri savaşların bir kısmının detaylarını ‘Tarihi Değiştiren Savaşlar’da; savaşlar öncesi ya da sonrasında yaptıkları konuşmaları ve bu konuşmaların analizlerini ‘Tarihi Değiştiren Konuşmalar’da; savaşların öncesi ya da sonrasında gerçeklen bazı yapısal değişiklikleri ise ‘Tarihi Değiştiren Olaylar’da bulabilirsiniz. Bununla birlikte şüphesiz ki, elinizdeki kitabın, öncekiler de olduğu gibi, bağımsız bir şekilde ayakta durabilecek içerikte olması için gereken titizliği de göstermeye çalıştık.&lt;br /&gt;Geçmişimizi değiştirip geleceğimizi şekillendirenlerin sonraki durağında buluşabilmek ümidiyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ali Çimen&lt;br /&gt;15 Ağustos 2007, Amsterdam&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://thebooksofalicimen.blogspot.com/"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bir önceki sayfaya dönmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ana menü için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-2913954581434839748?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/2913954581434839748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/07/tarihe-yolculugumuz-devam-ediyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2913954581434839748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2913954581434839748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/07/tarihe-yolculugumuz-devam-ediyor.html' title='Tarihe yolculuğumuz devam ediyor…'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-4790643106419294188</id><published>2009-06-21T06:01:00.000-07:00</published><updated>2009-06-21T06:02:20.043-07:00</updated><title type='text'>Onu bunu bırakın da asıl sol parti Hollanda’ya lazım!</title><content type='html'>Siz okuyucularla olan hasbihâlimiz uzun zamandır kesintiye uğramıştı, kaldığımız yerden, Hollanda’dan bildirmeye devam edelim inşallah.&lt;br /&gt;Biz ortalıkta yokken dünya da durmadı hâli ile; özellikle Hollanda’da, uzunca bir süredir birileri, ‘Nasıl olur da bu adamların huzurunu kaçırırız?’ güdüsüyle, Müslüman nüfusun ensesinde boza pişirmeye devam ediyor.&lt;br /&gt;Uzun zamandır ülke, istim üzerinde. Siyasetin ‘serseri mayını’ Özgürlükler Partisi Lideri Geert Wilders (senin partinin ismini yesinler), kendince ‘Müslümanların ve Kur’an’ın gerçek yüzünü’ göstereceğini iddia ettiği bir filmi gösterime sokma tehdidi ile, gündemi birbirine katmayı başardı. Şimdilik, “Bakın bu kıyağımı da unutmayın haa…” edasıyla, filmin gösterimini ertelediğini söylüyor.&lt;br /&gt;Ülkenin istihbarat birimleri, “Bu film gösterime girdikten sonra bir süre ortalıkta görünmesen iyi olur” diye Wilders’i uyarıyor. İran asıllı bir başka siyasetçi Ehsan Jami de, ki kendisi aynı zamanda Dinden Çıkanlar Komitesi Başkanı, benzer bir film hazırlığında olduğunu söylüyor. Dinden istifasını vermiş ve henüz bıyıkları terlememiş bu şahsiyet, içersinde ‘Hz. Muhammed’, ‘Taliban’, ‘Terör’, ‘Kadına şiddet’ gibi kocaman kocaman lafların geçtiği kitap yazarak çok satanlara giriyor, batılı ağabeylerinin yıllarca çiğnediği sakızı yerden alıp ağzına atmakta beis görmüyor.&lt;br /&gt;Bir başka İran kökenli sanatçı numunesi, yine İslam’ın değerli şahsiyetlerini rezil bir şekilde resmeden bir sergiye soyunuyor, ama Allah’tan basireti tatile çıkmamış sergi yöneticileri, ‘sanat özgürlüğü’ ile yaldızlanmış bu zokayı yutmuyor.&lt;br /&gt;Bu arada ülkenin Müslümanları, misafirliğe geldikleri evde çekine çekine tuvaletin yerini soran konukların ses tonu ile, “Ya, ayıp olmuyor mu yaptıklarınız? Biraz daha hassasiyet gösteremez misiniz?” gibisinden bir şeyler mırıldanıyor.&lt;br /&gt;Vay sen misin mırıldanan, anında ‘sanat düşmanı’, ‘yobaz’, ‘ifade hürriyeti tecavüzcüsü’ damgaları ateşte korlanıp, utangaç vücutlara basılıyor. Ülkenin kerli ferli köşe yazarları “Batılı değerlerimiz elden gidiyor komşular, yetişin!” içerikli yazılar döktürüyor. Zannedersiniz, İslam orduları Amsterdam’ın kapısına dayanmış. Ve ilginçtir bu ülkede yaşayan Müslümanlar, Türküyle, Faslısıyla, siviliyle, resmi görevlisiyle, itidali elden bırakmıyor, verilecek tepkilerde bile ölçülü olunması için birbirlerine telkinde bulunuyor, İslam’ın en değerli şahsiyetlerine yöneltilen ağır lafların bini bir para iken, olay çıkmasın diye kulaklarını tıkıyor ama yok. Öldür Allah kendilerini beğendiremiyorlar. Uzun lafın kısası, kurt kuzuyu yemeyi kafaya koymuş ama kuzu uyanık, bir türlü kapana gelmiyor.&lt;br /&gt;Bunca lafı neden ettik diyorsanız, bağlayalım. Kısa bir süre önce, meslektaşım Yasin Yağcı ile Türkiye’de de bir hayli gürültü koparan ve sizlerin de gazetenizden takip ettiği bir röportaja imza atmıştık. Dünyanın önemli Türkiye uzmanlarından Hollandalı Prof. Eric Jan Zürcher, bir çok önemli tespitinin yanı sıra, ‘Türkiye’de acilen, gerçek anlamda sol liberal bir partiye ihtiyaç var’ haklı tespitinde bulunmuştu. Gerçekten doğru. O halde bir tespit de biz yapalım: ‘Hollanda’da da acilen, gerçek anlamda sol liberal bir partiye ihtiyaç var!’ Sistem, bir an önce Wilders, Jami, Verdonk, Hırsi Ali gibi ‘saatli bombaları’ üreten bu sözde ‘liberal’ ve ‘sol’ partileri tasfiye edip, ‘film çekme’ işini bu alanın ustalarına bırakacak, sol ve liberalizm gibi kelimelerin namusunu koruyacak ve dini, kökeni ve dili ne olursa olsun, Hollanda’da yaşayan her insanın, onurunu korumayı görev bilecek siyasileri sahaya sürmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;07 Şubat 2008, Perşembe, Zaman Avrupa&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/yazarDetay.do?haberno=25547"&gt;Yazının orijinal linki için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;Bir önceki menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-4790643106419294188?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/4790643106419294188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/onu-bunu-brakn-da-asl-sol-parti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/4790643106419294188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/4790643106419294188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/onu-bunu-brakn-da-asl-sol-parti.html' title='Onu bunu bırakın da asıl sol parti Hollanda’ya lazım!'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-2394455664146050374</id><published>2009-06-21T05:55:00.000-07:00</published><updated>2009-06-21T05:56:59.169-07:00</updated><title type='text'>’Tüm dünya bizi konuşuyor’… Bak sen?</title><content type='html'>Ne zamanki Türkiye ile ilgili olumlu ya da olumsuz bir gelişme oldu diyelim, şak, Türk basının klişeleri devreye girer: Tüm dünya bizi konuşuyor! Hadi oradan, tüm dünya bizi konuşuyormuş! “At mardini debreli Hasan dağlar inlesin” derler ya, at manşeti Türk basını, memleket gaza gelsin, denir bu kafaya.&lt;br /&gt;Şimdi malum Türkiye’de kıyamet kopuyor. Hükümet, MHP’nin de ön ayak olması ile, yıllardır bir takım çevrelerin paşa gönlü olacak da mutabakata yanaşacaklar diye, onca insanın gözyaşına rağmen görmezden gelinmeye çalışılan başörtüsü sorununu çözme yolunda somut bir adım attı ya; eteklerdeki taşlar dökülmeye başladı. Ne kaos tellallığı ne darbe davetkarlığı kaldı. Ajitasyonunun bini bir para, yetişen alıyor vatandaş. Yine de buraya kadar normal; sonuçta, dünyayı kendisinden ibaret gören, çağdaşlığı, batının üretim ve fikir normlarında değil, ‘markalarında’ arayan kafanın çıkardığı seslere şerbetliyiz yıllardır. Ama bunu yaparken, hem dış basını yardıma çağırıp, hem de yazılanları çarpıtırsan, adama ‘hop birader ne oluyor’ derler.&lt;br /&gt;    Diyeceğiz de. Şimdi gelelim şu ‘Tüm dünya Türkiye’yi konuşuyor’ palavrasına. Efendiler, iki dakika delikanlı olalım. Kimsenin Türkiye’yi konuştuğu falan yok. Konuşanlar ya ilgili ülkelerin Türkiye masasına bakan diplomatları ya da medyasında Türkiye’yi yazan isimleridir. Yoksa ne işinden gücünden yorgun gelen fabrika işçisi Hans’ın, ne spor salonundan ter içinde kendini evine atan Petra’nın ne de şarap ve peynir almak için hangi markayı tercih edeceğini düşünen Pierre’in umrundadır, Türkiye’nin başındaki örtü. O yüzden, dış basında çıkan iki makaleyi sopa gibi kullanıp, Türkiye’deki halk iradesini dövmek gibi ucuzlukları bir kenara bırakın. Hadi bunu yapamıyorsunuz, en azından dış basında Türkiye üzerine kalem oynatan her adama ‘allemei cihan’ muamelesi yapmayın. İşinin hakkını verenler bir yana, bu isimlerin büyük bir kısmı, yaşayan Türkiye’yi değil, ya kendi kafalarında yaşattıkları Türkiye’yi ya da Türkiye’de yakın ilişki içinde oldukları ‘Çin malı Batıcıların’ kendilerine empoze ettikleri korkuları kaleme dolarlar. Bunları okusan sanırsın ki, ‘Humeyni ölmedi, Ankara’da yaşıyor, Türkiye’de İslamcılar kıtır kıtır laik kesiyor, başörtülüler başı açıklara kafa göz demeden girişiyor...’ Daha da trajik olanı, kendi pompaladıkları korkuları abartılı şekilde batıya aktaran gazetecilerin yazdıklarını, bu kez kendi korkularını haklı çıkarmak için tekrar Türk okuyucuya satmaları. Güler misin ağlar mısın, kafana göre takıl vatandaş ama, Anadolu’da bu durum için şöyle bir laf vardır: “Aşağı mahallede söylediğim yalana, yukarı mahallede kendim de inandım”&lt;br /&gt;     Mevzunun dibini yandırmadan özetleyelim.&lt;br /&gt;1. Hiçbir yabancı gazeteci, (saplantılı olanları bir kenara bırakalım) ne kadar uzman olursa olsun, Türkiye’yi bir Türk kadar içeriden okuyamaz. Şıracılığınıza bozacı şahit aramayın.&lt;br /&gt;2. Türkiye’ye en az 10 km yarıçapında meteor düşmediği sürece, tüm dünya Türkiye’yi konuşmaz, yemeyin bizi. 1994’te Ruanda’da Tutularla Hutsiler birbirini kesti satırlarla, 1 ayda 1 milyon kişi öldü yahu. Hangimizin umurunda oldu?&lt;br /&gt;3.    Mesleki çapsızlığınızı gizlemek ya da korkularınızı onaylatmak için dışarıdan araklama Türkiye analizi yapacağınıza, siz yapın, elin oğlu sizin analizinizi manşetine çeksin. Yok, “Abi bu işler bizi aşar” diyorsanız, o zaman da gidin kumda oynayın kardeşim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;15 Şubat 2008, Cuma, Zaman Avrupa&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/yazarDetay.do?haberno=26103"&gt;Yazının orijinal linki için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;Bir önceki menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-2394455664146050374?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/2394455664146050374/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/tum-dunya-bizi-konusuyor-bak-sen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2394455664146050374'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2394455664146050374'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/tum-dunya-bizi-konusuyor-bak-sen.html' title='’Tüm dünya bizi konuşuyor’… Bak sen?'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-2918625662105769745</id><published>2009-06-21T05:52:00.000-07:00</published><updated>2009-06-21T05:53:46.437-07:00</updated><title type='text'>Ekmek bulamıyorsanız böcek yiyin yahu!</title><content type='html'>Biz doğulular, batı medeniyetine ömür biçmeyi pek bir severiz. Özellikle Türkiye'deki yaygın söylem, "Abicim adamlar bitmiş, insanlık ölmüş, bunların çöküşü yakındır!" kıvamında sürüp gider. Çoktan çökmüş bir medeniyetin varisleri, kesif sigara dumanıyla kaplı kahve köşelerinde, hakim gücün ölüm tarihine yönelik fallar açmaya bayılır…&lt;br /&gt; Lakin doğrudur, Batı, özellikle insani planda çözülme sürecine girmiştir, bunu kendileri de kabul eder haddi zatında. Ve belki de bu yüzden, en iyi olduğu alanda, bilim-fen sahasındaki hakimiyet koşusunu dört nala sürdürüyor; mezarlıktan geçerken ıslık çalan adamın ruh haleti içersinde. Yine de çöküş mukadder. Zira Batı olarak isimlendirdiğimiz bu hakim güç, bilim teknoloji alanında, yaratanın emirleri doğrultusunda kafa yormaya devam ederken, bir başka emrini kulak ardı edip, 'insani olanla' göbek bağını kesmiş ve de bu durumu içine sindirmiş görünüyor. Bu girizgahı neden yaptım derseniz, sadede geleyim. Geçtiğimiz hafta sonu Hannover'de biten CEBIT İletişim fuarının havasını soluduk. Elin oğlu, almış başını gitmiş. Saç teline varıncaya kadar gösteren yüksek çözünürlüklü televizyonlardan, bir zamanlar uzay yolu benzeri dizilerin senaristlerinin hayal gücünü gölgede bırakacak özelliklere sahip cep telefonlarına varıncaya kadar, akla ne geliyor ya da gelmiyorsa… CEBIT, bir bakıma, bugünkü hakim medeniyetin showroom'u; teknoloji parlak, keyifler gıcır, tüketim had safhada. Ne kadar üretim, o kadar tüketim, eşittir; mutlu kitleler. Lakin bir sorun var. Bu mutlu, yüzü gülen kitleler, nedense dünya haritasının genellikle kuzey ve batı alanlarında odaklanmış; "Geri kalanların canı cıksın!" zihniyeti, pis pis sırıtıyor. Batının payına refah ve teknoloji,  Doğununkine ise, intihar saldırıları, terör, diktatörler, fakirlik ve açlık düşüyor. Ve acı olan şu ki, tok, açın halinden anlamadığı gibi, batı da, doğulunun, kendisini bombayla havaya uçurmasını, genlerindeki bozukluk (!) ya da kültüründeki yozlaşmayla açıklamaya çalışıyor, bir de buna kendisini inandırıyor. Keşke ay yüzeyine devasa bir megafon yerleştirsek de, dünyanın zenginlerine seslenebilsek: "Kendinizi kandırmayın beyler! Bu denklem bozulmadıkça, yerküre huzur bulmayacak!"&lt;br /&gt;Yazının başındaki 'içine sindirme' meselesine dönelim.  Hollanda kanallarından birinde, genç mucitlerle ilgili, takdire şayan bir program izliyorum. Mini rüzgar santraliyle cep telefonu şarj eden bir genç çıkıyor, bravo diyoruz. Ardından takdire şayan bir başkası. Ve finalde de bir başka genç. O da ne? Bozulmuş yiyeceklerdeki canlı kurtçukları topluyor, yıkıyor, süzgeçten geçiriyor, fırında kızartıp, kurutulmuş meyve özleriyle, çiğköfte misali yoğurup, bu karışımdan kurabiye yapıyor!  "Dur bakalım işin sonu nereye varacak diyoruz?" Program sunucusu ve kurtlu kurabiyenin mucidi, kurabiyelerle sokağa çıkıp, millete tattırıyorlar bu 'icadı'. Yorumlar olumlu, tadı yerindeymiş. Neyse efendim, ne diyor biliyor musunuz bu genç mucit? "Bu kurabiyeyi, Afrika'daki açlık çeken ülkeler için yaptım. Oralarda kuraklıktan dolayı bir sürü böcek türü var. Belki o böcekleri bu şekilde değerlendirebilirler." Sunucu da gayet mağrur bir şekilde onaylıyor genç mucidi. Vicdanlar rahat. Eee boru değil yani, Afrika'daki açlığa sorun bulundu…&lt;br /&gt;Allah müstahakınızı versin emi! Açlara börtü böcek yiyebilirsiniz demenin ayıbı, gafı bir yana, bu durumdan 'Açlık sefalet bu adamların kaderi. Ama bakın biz duyarlı batılılar bu işe de kafa yoruyoruz" türünden bir normalleştirme çıkarmak, insanlığın gidişatı açısından kahredici bir durum… İslam peygamberi ise noktayı asırlar önce koymuş: "Komşusu açken, kendisi tok olan bizden değildir." Siz isterseniz buradaki 'biz'i, 'insan' olarak da algılayabilirsiniz... ve yazının finali, yine bir Hollanda dergisinin kapağından: "Eğer tüm İnsanlar, ortalama bir Hollandalı kadar tüketim yapsa, insanoğluna iki dünya bile yetmez!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Mart 2008, Çarşamba, Zaman Avrupa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/yazarDetay.do?haberno=28017"&gt;Yazının orijinal linki için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;Bir önceki menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-2918625662105769745?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/2918625662105769745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/ekmek-bulamyorsanz-bocek-yiyin-yahu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2918625662105769745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2918625662105769745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/ekmek-bulamyorsanz-bocek-yiyin-yahu.html' title='Ekmek bulamıyorsanız böcek yiyin yahu!'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-8439355011893688114</id><published>2009-06-21T05:47:00.000-07:00</published><updated>2009-06-21T05:49:53.234-07:00</updated><title type='text'>Demek İslam hakkında film çevirmek istiyorsunuz?</title><content type='html'>Garip ama gerçek. Ve hatta trajikomik. Kendisi 'küçük' olsa da, yetiştirdiği sanatçıları, sporcuları ve Kıta Avrupasının aksine çok uzun bir süre içinde barındırdığı 'çok kültürlü' ve güler yüzlü yaşam tarzıyla dünya kamuoyunda bir zamanlar 'büyük' bir imajı olan Hollanda, adeta kendi ayağına kurşun sıkıyor.&lt;br /&gt;Tabiî ki tahmin ettiniz; lafı yine Kuran karşıtı filmi ile saatli bomba gibi ortalıkta dolaşan Hollandalı politikacı Geert Wilders'a getireceğiz. Gönül isterdi ki Hollanda'dan başka meseleleri kalemimize dolayalım ama, zat-ı muhterem, pervaneye dolanmış yosun gibi, 'köşemizin' yol almasını engelliyor. İnsan soramadan edemiyor; Hollanda'nın İslam ile derdi nedir? Kimse ifade hürriyeti gargarası yapmasın. Ortada ne entelektüel bir tartışma var ne de haklı gerekçelere ve olan biteni anlama isteğine dayalı bir sorgulama. Neredeyse son bir yıldır, sistematik olarak Hollanda medyası, Kuran ve İslam'a bel altı vuruşlar yapan seslere yardım ve yataklık yapmakta bir beis görmüyor. El Kaide bombalarına hedef olan Amerika, İngiltere ve İspanya'da bile duyulmayan argümanlar, Hollanda medyasında cirit atıyor. Anadolu'da dedikleri gibi, "Ayının 40 hikayesi var, 40'ı da armut üzerine." Sanat mı konuşuluyor, koy bir tutam 'radikal İslam'; spor mu konuşuluyor, ekle bir ölçek 'İslami terör'. Yapmayın beyler Allah aşkına, derdiniz nedir? Sürekli "Faslı gençler şöyle, Türk gençleri böyle" fasılları. Sıkılmadınız mı aynı plağı döndürmekten? Dünya'nın her yerinde aynı yaş dilimindeki gençlerin yaşadıkları benzer kimlik-ergenlik sorunları, neden buradaki göçmen çocuklarını 'potansiyel radikal' yapıyor?&lt;br /&gt;    Ha, radikal yok mu, elbette vardır. Radikali olmayan ülke mi var? Kiminde 'dinci radikal' var, ortalığı ateşe verir, kiminde 'laik radikal' var, iktidarı hapsetmeye soyunur! Suç şahsidir ve genelleştirilemez. Kim suç işlerse, adalet yakasına yapışır. Bu kadar polis, istihbarat boşuna mı besleniyor? Neden ülkenin aydınları, yazar çizer takımı, siyasileri, kitlelere yeni ufuklar açmak yerine, polisliğe soyunuyor? Bu panik havasının sebebi nedir? Hollanda, vatandaşlarının bilmediği bir tehditle mi karşı karşıya? El insaf yahu, 'İslami terör' olarak isimlendirdiğiniz olguya, Müslüman Türkiye bile hedef oldu da, Afganistan'da savaşan güçleri olan Hollanda'ya ne oluyor? Somut bir tehlike varsa halkı bilgilendirin. Yok değilse, bırakın insanlar gerçek gündemlerine, geçim dertlerine kafa yorsunlar. Ha, illa 'İslam' ya da 'Müslümanlar' ile ilgili kitap yazıp, film mi çevirmek istiyorsunuz? O zaman bırakın 'İslam'da ezilen kadın', 'İslam peygamberinin çok evliliği' gibi çiğnene çiğnene cılkı çıkmış mevzuları da, 'Batının vahşi sömürgeciliğinin İslam coğrafyasındaki yıkıcı etkisi ve bunun günümüze yansımaları' ya da ne bileyim 'Batının İslam coğrafyasında destek verdiği diktatörler ve bu desteğin nedenleri' gibi 'el yakan', kafa konforunuzu bozacak mevzulara eğilin. Ha, "Yok kardeşim, biz, nasıl Küba denince Castro, Çin denince Mao akla geliyorsa, Hollanda denince de Geert Wilders akıllara gelsin istiyoruz" diyorsanız, yolunuz açık olsun. 'İfade hürriyeti' klimasının serinliğinde, elinizde patlamış mısır, Wilders'ınızın filmciğini temaşa edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;20 Mart 2008, Perşembe, Zaman Avrupa&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/yazarDetay.do?haberno=28557"&gt;Yazının orijinal linki için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;Bir önceki menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-8439355011893688114?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/8439355011893688114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/demek-islam-hakknda-film-cevirmek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/8439355011893688114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/8439355011893688114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/demek-islam-hakknda-film-cevirmek.html' title='Demek İslam hakkında film çevirmek istiyorsunuz?'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-2520047862314464347</id><published>2009-06-16T12:17:00.000-07:00</published><updated>2009-06-16T12:23:04.205-07:00</updated><title type='text'>Clinton: Promoting Dialogue is up to Turkey</title><content type='html'>In promoting inter-cultural dialogue many  duties await Turkey, former US President Bill Clinton said. The country's  identity and location will play a crucial role for the dialogue to yield  results, Clinton said. "The only thing we need is to have talks. We need to talk  in the US and in the international &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3769/2956/1600/clinton_b.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3769/2956/320/clinton_b.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;arena."&lt;br /&gt;              Clinton, in the last day of a three-day sessions on the  Gobal Initiative, shared his assessments with Zaman, reassuring his support for  Turkey's European Union (EU) membership. He carefully followed the speech  Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan delivered in the panel titled," How  can civilizations talk with each other?” Clinton said, "Mr. Erdogan makes  considerable efforts in promoting dialogue." "Could you yield the result that  you expected from this initiative organized simultaneously with the United  Nations (UN) Summit? And what was the difference of this initiative?” He was  asked.&lt;br /&gt;"This is our first year and I am very pleased with it. As you see, we  just don't talk here, the participants make their contributions in cash without  delay," former US president responded as he pointed out the $1,250 million  financial aid collected in three days. This amount will be used in 100 different  fields regarding global problems. The Initiative's goal, former president  acknowledged, is to form a speech platform among the cultures, nations and  religions. "The only thing we need to do is to talk. We need to talk in the US  and in the international arena. And we are talking here. This is our biggest  gain." The initiative will continue in the next decade as well, he said. "I  believe at the end of the next decade, the world will be a more livable place."  When asked, "What do you think is the most crucial point of this initiative?"  Clinton replied, "We gathered people from nearly all the religions and political  opinions under a single roof and took promises from them about certain issues."  At the end of the very first summit, the Initiative took concrete steps for the  development of a transportation system in Sri Lanka, the development of a  justice system in Peru and Colombia, and providing credits for small-scale  entrepreneurs. Recalling the first monetary donation in the summit bearing his  name, "This is the power of the public and non-governmental organizations. The  sprit of the era requires this. For instance, we may not be pleased with the US  President George W. Bush’ actions; however, we can solve many problems by  organizing the sources, energy and the public power we  have."&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Clinton closes the session  with verses&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Clinton addressed a group of 1,000 people including  Hollywood starts like Brad Pitt, Angelina Jolie, Chris Tucker, Barbara  Streisand, Leonardo DiCaprio and politicians such as Gerry Adams, the leader of  Sinn Fein, which is the political extension of the Ireland Liberation  Organization, US African American Democrat leader Jesse Jackson, and his former  Vice President Al Gore in his closing speech. The main part of Clinton’s speech  was based on the concept of inter-religious dialogue. He dwelled upon the need  to draw a bold line between the fight against extremism and religions. Concepts  of peace and harmony are the basis of Islam and differences should not create  conflict but should be a source of richness, Clinton told. "As a matter of fact,  Islam's holy book Qur'an says Allah created all of you differently so that you  can know and be friends with each other, not to fight with each other,,” said  Clinton, which gave him a thunderous applause from the people in the room. “All  the people in the world should join hands with each other and fight against  problems such as extremism, poverty, lack of education, unfair distribution of  income and AIDS."  &lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;200  journalists followed the initiative&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Two hundred press members  followed the Clinton Global Initiative, which lasted for three days and nearly  1,000 participants attended. Zaman was the only Turkish newspaper that followed  the summit from the beginning to the end, in which a restricted number of  journalists were accredited. In the first summit of the initiative, issues such  as the "fight against poverty," "religion, conflict, compromise," "climate  change" and "governance" were discussed. Every year global problems will be laid  down on the table under four subject headings.&lt;div&gt;&lt;p class="ekprop-p"&gt;19 September 2005, Monday&lt;br /&gt;Ali Çimen, New York&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="http://www.todayszaman.com/tz-web/detaylar.do?load=detay&amp;amp;link=24241"&gt;Click  here for original piece at TodaysZaman&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://alicimeninenglish.blogspot.com/"&gt;Click here to return to previous page&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-2520047862314464347?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/2520047862314464347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/clinton-promoting-dialogue-is-up-to.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2520047862314464347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2520047862314464347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/clinton-promoting-dialogue-is-up-to.html' title='Clinton: Promoting Dialogue is up to Turkey'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-1950366597381073152</id><published>2009-06-16T09:04:00.000-07:00</published><updated>2009-06-16T09:12:31.193-07:00</updated><title type='text'>Heinz Kramer &amp; Harald Müller: "Kıbrıs'ta çözümsüzlük AKP'ye pahalıya patlar"</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjfDyWjpocI/AAAAAAAABzo/_ERrUyQahh8/s1600-h/EU+Turkey.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347958352341737922" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 376px; CURSOR: hand; HEIGHT: 261px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjfDyWjpocI/AAAAAAAABzo/_ERrUyQahh8/s400/EU+Turkey.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Türkiye'nin Kıbrıs görüşmeleri üzerinden ilerlemeye çalıştığı AB üyeliği hedefi, uzun süredir bir numaralı gündem maddesi olma özelliğini sürdürüyor. Önce Alman Hıristiyan demokratlarının lideri Angela Merkel'in ziyareti ve Türkiye'deki AB isteklilerinin ümitlerini kıran 'ayrıcalıklı ortaklık' önerisi geldi. Ardından Alman Şansölyesi ve sosyal demokratlarının lideri Gerhard Schröder'in 'AB yolunda tam destek' içerikli ziyareti. Alman siyasetçiler, Türkiye'nin üyeliği konusunda yekpare bir tutuma sahip görünmüyor. Almanya'nın önde gelen iki uluslararası ilişkiler uzmanı Profesör Harald Müller ve Profesör Heinz Kramer, Türkiye-AB ilişkilerini ve Türkiye'nin 'model ülke' potansiyelini Zaman'a değerlendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kıbrıs meselesinde çözüme yaklaşılmış gibi. Çözüm ve çözümsüzlük durumlarında neler olabilir? Bunun Türkiye'nin iç ve dış politikasında yansımaları nasıl olacaktır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harald Müller: Türkiye'nin AB'ye girişi önündeki engellerden biri kalkmış olacak. Bu mesele ortada durduğu sürece üyelik söz konusu olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heinz Kramer: 1 Mayıs'ta sorun çözülürse, Türkiye'nin AB Komisyonu'ndan alacağı ve üyelik müzakerelerini başlatması beklenen raporun olumlu olması ihtimali artar. Çözüm olmazsa, burada suçlanacak kesim önemli olacak. Türkiye sorumlu olursa, söz konusu rapor olumsuz olacak ve AB içindeki Türkiye karşıtlarının da eli güçlenecek, Türkiye'nin üyeliği belirsiz bir tarihe ertelenecek. Bu, politik geleceğini AB politikasındaki başarıya kilitlemiş AKP hükümetinin pozisyonunu zayıflatacak. Hükümet üzerindeki Kemalist baskı artacaktır. Türkiye, 1990'ların başından itibaren yaşanan 'kültür savaşı' günlerine geri dönebilir. AKP'nin bu iç mücadeleyi kazanma şansı, o günkü Refah Partisi'nden daha yüksek olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye'nin AB üyesi olması gerektiğine inanıyor musunuz? &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjfD85LmP7I/AAAAAAAABzw/usahkL6oWTg/s1600-h/harald+mÃ¼ller.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347958533434785714" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 238px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjfD85LmP7I/AAAAAAAABzw/usahkL6oWTg/s320/harald+m%C3%BCller.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Harald Müller: Evet, Türkiye, asırlardır Avrupa sisteminin oyuncusu. AB standartlarını yakalamaya çalışan ve modernleşme konusunda büyük bir gayret sarf eden tek Müslüman ülke. Bu çabalar bir süre daha sürecek. Bu üyelik yakın zamanda gerçekleşmeyecek. Ama şartlar tamamlandığında, üyeliği geciktirmenin manası da olmayacak. Türkiye'nin üyeliği, AB'nin İslam karşıtı bir blok olmadığı mesajının verilmesi açısından önemli. Türkiye'nin katılmasıyla, AB'nin, Avrupa açısından en önemli jeopolitik coğrafya olan Ortadoğu'daki varlığı da güçlenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heinz Kramer: Ne Türkiye ne de diğer bir aday üye, tam üye olmalı. Genişleme AB için varoluş sorunu değil. AB şu anki durumuyla, Türkiye ya da diğer adaylardan biri olmaksızın da Avrupa ve dünyadaki önemli siyasal aktörlerden biri olmaya devam edebilir. Bu sorunun cevabını sadece politik olarak, üyelik müzakerelerinin ardından verebiliriz. Burada hem aday ülke hem de AB açısından düşünülmeli. Aday hazır olabilir ama AB yeni üyenin getireceği yükü omuzlamaya hazır mı? Türkiye için bu kararın bu on yıl içinde verilmesi gerekecek. Burada da sorulması gereken soru, Türkiye'nin üye olup olmaması değil, o zamanki şartlar altında Avrupa'nın ve dünyanın karşı karşıya olduğu politik, ekonomik ve küresel şartlar altında Türkiye'nin üyeliğinin ne kadar yararlı olacağıdır. Türkiye o dönemde AB müktesebatına hazır ise, yani bugünden daha fazla Avrupalılaştırabildiyse, üyeliği reddetmenin nedeni olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bazı çevrelerde, Türkiye'nin AB tarafından reddedilmesi durumunda Türk halkının hayal kırıklığına uğrayacağı, içine kapanacağı ve bunun sonucunda Türkiye'nin AB karşıtı bir politikaya saparak, AB'ye alternatif oluşumlara yelken açacağı senaryoları yazılıyor. Bunları gerçekçi buluyor musunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harald Müller: Hayal kırıklığı, reddetme ve bunun sonucunda Türk kimliğine yapılan vurgunun artması, buna paralel olarak da Ortadoğu ve Asya'ya yöneliş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjfEHTwYMCI/AAAAAAAABz4/JdnoqIHdyhM/s1600-h/heinz+kramer.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347958712367067170" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 146px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjfEHTwYMCI/AAAAAAAABz4/JdnoqIHdyhM/s400/heinz+kramer.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Heinz Kramer: Bu ihtimal dışı değil, ama ben mümkün görmüyorum. Türkiye zaten AB'ye güçlü bir şekilde bağlı. Bu bağlantılar Türkiye'nin aleyhine de değil. Neden bunlardan vazgeçilsin ki? Böyle olsa bile, böyle bir manevranın Türkiye'ye çıkaracağı bedel ne olacak? Bu AB karşıtı ittifakta Türkiye'nin ortakları kim olacak, İran, Rusya, Irak, Pakistan, Arap ülkeleri ve hatta Amerika mı? Bu ülkelerin Türkiye ile AB karşıtı bir ittifaka girmesinden ne gibi bir kazançları olabilir ki? Ve olsa bile bu AB'yi ne kadar etkiler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Alman Hıristiyan demokratlarının lideri Angela Merkel'in 'ayrıcalıklı ortaklık' önerisini mantıklı ve uygulanabilir buluyor musunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harald Müller: Bence işe yaramaz. Türkiye'ye üyelik sözü verildi. Ve bunun için gerekli sebepler de var. Bundan geri adım atmak, hem Türkleri yaralayacak hem de Avrupa'nın iddia ettiği gibi evrensel değerleri yaygınlaştırmaya çalışan değil, kültürel bir oluşum olduğunu gösterecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heinz Kramer: Eğer üyelik müzakereleri başarısız olursa, 'ayrıcalıklı ortaklık' bir alternatif olabilir. Bununla birlikte bu ihtimal, müzakere sürecinin parçası olan ciddi sorunlar göz önüne alındığında, tamamen ihtimal dışı bırakılmamalı. Hiç kimse daha bugünden, Türkiye ya da AB'deki gelişmelerin, taraflardan birinin ya da diğerinin, adaylığı, artık işlevsel ya da arzu edilebilir bulmayacağı bir noktaya gelmeyeceğini garanti edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Avrupa'daki siyaset yapıcıların çoğu Türkiye'nin adaylığına Avrupa'nın güvenlik kaygıları ya da diğer İslam ülkelerine model gösterilmesi noktasından yaklaşıyor. Bu tespite katılır mısınız?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harald Müller: İkinci sorunuzda buna kısmen cevap vermiştim. Evet, hem İslam ülkelerine bir model sunulmalı hem de Türkiyesiz bir Avrupa eksik olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heinz Kramer: Kesinlikle doğru. Türkiye’nin üyeliği, AB'ye geniş anlamda güvenlik politikaları haricinde bir kazanım sağlamayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Amerikalı siyasetçilerin demeçlerinde ve en son olarak Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in 7 Şubat'ta Münih'teki Güvenlik Politikaları Konferansı'nda net olarak dile getirdiği gibi, bazı çevreler sürekli olarak Türkiye'yi kültürler, dinler, daha net bir ifadeyle çatışma görüntüsü veren transatlantik ve İslam ülkeleri blokları arasında bir köprü olarak lanse ediyor. Türkiye'nin böyle bir potansiyeli var mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harald Müller: Türkiye'nin AB'ye başarılı bir şekilde dâhil olması, Müslüman bir ülkenin de liberal değerleri kucaklayacağını ve özünü kaybetmeden gerçek manada demokrasiyi hayata geçirebileceğini gösterecektir. Şüphesiz ki bu diğerleri için de model etkisi yaratacak ve radikal kültür farklılığının Müslüman ülkelerin bu değerleri kucaklamasının önündeki engel olduğu şeklindeki önermeyi de boşa çıkartacaktır. Siz bunu köprü fonksiyonu olarak isimlendirebilirsiniz, ama ben model fonksiyonu diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heinz Kramer: Kuzey Afrika ve ayrıca Ortadoğu'da bazı Müslüman ülkelerin sırf bu sebeple gönülden Türk gelişme modelini benimsediklerine şüphe yok. Türkiye, bu ülkelerdeki 'modernleşmeciler' tarafından bir 'model' olarak görülüyor. Bununla birlikte Türkiye'nin bir model olarak cazibesi, söz konusu ülkelerdeki, modernleşmenin İslamî yolunu arayan 'İslamcı modernleşmeciler' açısından oldukça sınırlı. Onlar açısından Türkiye'nin Avrupalılaşma yöntemi, AB üyeliği tabii ki, takip edebilecekleri bir model değil. Sonuç olarak, Türkiye'nin diğer Müslüman ülkeler tarafından model alınabilirliği, bu ülkelerin modernleşme için yapacakları siyasi tercihlere bağlı olduğu kadar Türkiye'nin baskın bir Müslüman çoğunlukla izleyeceği AB üyeliği yoluna bağlı olacaktır. Eğer başarılı olursa, AB üyesi Müslüman bir ülke kimilerinin kaçınılmaz olarak gördüğü medeniyetler çatışması açısından bir anti tez olabilir. Ama bunun da küresel gelişmeler üzerinde ne kadar etkisi olur, tartışılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prof. Dr. Harald Müller&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Prof. Dr. Harald Müller, 1949 yılında doğdu. 1981 yılında Frankfurt Üniversitesi'nde politik bilimler üzerine doktorasını tamamladı. 1976 yılında Frankfurt'taki Barış Çalışmaları Enstitüsü bünyesinde araştırmacı olarak çalışmaya başladı. 1984-86 yılları arasında Brüksel'deki Avrupa Politika Araştırmaları Merkezi'nde baş araştırmacı olarak güvenlik üzerine araştırmalar yaptı. 1996'da Frankfurt'taki Peace Research Institute'nün direktörlüğüne getirildi. 1999'da Frankfurt Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler profesörü oldu. Prof. Müller, Avrupa'nın güvenlik politikası, silah kontrolü ve silahsızlanma konularında önde gelen isimlerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prof. Dr. Heinz Kramer&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Heinz Kramer halen, Almanya'nın prestijli think tank kuruluşlarından Berlin Stiftung Wissenchaft und Politik'te 'AB'nin genişlemesi' üzerine araştırma yapan ekibin başkanlığını yürütmekte. 'Avrupa Politikaları' bölümüne katıldığı 1973'ten bu yana, kurumdaki çalışmalarını sürdürüyor. Dr. Kramer, Hamburg ve Saarbrücken üniversitelerinde ekonomi ve politik bilimler okudu. Saarbrücken Üniversitesi'nden ekonomi diploması ile 1969'da mezun oldu. 1974'te Saarbrücken Üniversitesi Hukuk ve Ekonomi fakültelerinde doktorasını yaptı. Avrupa Entegrasyonu, Türkiye-Avrupa İlişkileri ve Avrupa Birliği'nin Genişlemesi gibi konularda yayınları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALİ ÇİMEN&lt;br /&gt;29 Şubat 2004, Pazar, Zaman Gazetesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=21132&amp;amp;keyfield=6865696E7A206B72616D6572"&gt;&lt;em&gt;Röportajı ZAMAN’ın web sitesinden okumak için tıklayınız.&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;&lt;em&gt;Bir önceki menüye dönmek için tıklayınız.&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.alicimen.com/"&gt;&lt;em&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız.&lt;/em&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-1950366597381073152?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/1950366597381073152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/heinz-kramer-harald-muller-kbrsta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/1950366597381073152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/1950366597381073152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/heinz-kramer-harald-muller-kbrsta.html' title='Heinz Kramer &amp; Harald Müller: &quot;Kıbrıs&apos;ta çözümsüzlük AKP&apos;ye pahalıya patlar&quot;'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjfDyWjpocI/AAAAAAAABzo/_ERrUyQahh8/s72-c/EU+Turkey.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-1943096872723674368</id><published>2009-06-16T04:33:00.000-07:00</published><updated>2009-06-28T15:19:43.092-07:00</updated><title type='text'>Şakira: “Kültürler arası köprü olmak istiyorum!”</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;“Vatanseverim ama kesinlikle milliyetçi değilim. Hatta milliyetçiliğin bir hastalık olduğunu düşünüyorum! Sürekli dünyayı geziyor, farklı kültürleri, insanları tanıyorum. Bunların hepsi beni zenginleştiriyor. Aynı zamanda Lübnanlı geçmişimle de gurur duyuyorum...”&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 266px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352506121411035954" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/Skfr9WjPAzI/AAAAAAAACJQ/UVxtCZw-iag/s400/sakir1.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ali Çimen&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Latin Amerika’da patladı. Bu patlama kendini kesmemiş olacak ki, iki yıl gibi kısa zamanda İngilizceyi, şarkı sözü yazacak ve söyleyecek derecede kavrayarak 2001’de çıkardığı ‘Whenever, Wherever’ isimli single ile (magazinci ağzıyla söylersek) ‘gündeme bomba gibi düştü.’ Ve bir gecede, İngilizce konuşulan dünyada da starlığa ulaştı. Tüm dünyada olduğu gibi, rüzgârının oluşturduğu dalgalar Türk sahillerine vurmakta gecikmedi. Haliyle yazdığı tutkulu şarkı sözlerinden ya da etkileyici yorumundan ziyade daha çok göbek atışı ve egzotik dansları ile gündeme geldi. Kendisinin deyimiyle bunlar da ruhunun bir parçası idi. Kaldı ki bir Latin olarak, kimse kendisinden hareket etmemesini de bekleyemezdi. Bu arada, iyi hoş da, ‘kimden bahsediyorsunuz?’ diyenleri duyar gibiyiz. Efendim misafirimiz pop âleminin en parlak yıldızlarından Şakira. Tam adı ile Şakira İzabel Mübarek Ripoll.&lt;br /&gt;Zaman olarak Miami’de Şakira’nın konuğu olduk. Hem Türkiye’den geliyor oluşumuz hem de uzun zaman öncesinden yaptığımız yazışmalar sonucu gazete olarak bıraktığımız izlenim, ayrıcalıklı muameleye tabi tutulmamızda etkili oldu. Birçok Amerikalı meslektaşımız kapıdan dönerken, Zaman olarak yemeli içmeli bir şekilde ağırlanmış olmamız hoştu.&lt;br /&gt;Gelelim Şakira’ya: Kendisi bile başlı başına pop dünyasının ne kadar sanal ve kozmetik olduğunun delili. Biz karşımızda, ambalajlı hali ile sunulmasına alıştığımız bir şarkıcı beklerken, çıtı pıtı, ağırbaşlı ve oldukça da derin düşünceli, kendi halinde bir Latin kızı ile karşılaştık. Öyle ki, röportaj anına kadar, kulisinde birkaç kez gülümseyerek selamlaşmamıza rağmen, bizi tanıştırdıkları ana kadar, Şakira ile çoktan tanışmış olduğumuzu fark edemedim! Pop dünyası işte… Bu arada, koruması olduğunu iddia ederek benimle neredeyse 2 saate yakın gazetemiz, pop dünyası ve ünlüler hakkında sohbet eden kişinin sonradan Şakira’nın ağabeyi çıkması ise bir başka güzellikti! Sözü uzatmayalım. Zaman, dünya starı Şakira ile ‘müziği’ az ‘felsefesi’ çok bir röportaj yaptı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Neden son albümünüzün kapağında bir bebeği kucaklıyorsunuz. Bu kapağı seçmenizde ne etkili oldu?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Anne kucağı, hayatı keşfetmeye başladığımız ilk yer olduğu için seçtim. Belki de anne ile çocukları arasındaki o sarsılmaz bağa, karşılıksız sevgiye işaret etmek istedim. Hepimizin istediği de bu türden bir sevgi değil mi? Beğendiniz mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dinleyicileriniz beğeniyor olmalı ki Miami’de bir Türk gazetecisi olarak sizinle röportaj yapıyorum (gülüyoruz). 2001’de İngiliz Observer gazetesine verdiğiniz bir demeçte kendinizi antropolog gibi hissettiğinizi, müziğinizle kültürler arasındaki boşluğu kapatmaya çalıştığınız mesajını vermişsiniz. 2005’teyiz. Antropolojik misyonunuz devam ediyor mu?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjeEpug-UnI/AAAAAAAABzY/4gXsPTweffM/s1600-h/sakir2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Gayet iyi gidiyor (gülüyor). Malum sıklıkla söylendiği gibi artık küreselleşmenin etkisindeyiz. Dünya üzerindeki herkes birbiri ile bir şekilde bağlı. Ben de diyalogun önemli olduğu bu dünyada bir şekilde müziğimle bağları daha da güçlendirmeyi hedefliyorum. Sözgelimi İspanyolca bilmeyen ülkelerde verdiğim konserlerde söylediğim şarkılarla bir şekilde Latin kültürüne ilgi uyandırmaya çalışıyorum. Bu kültürel iletişimi çok önemsediğimi ifade etmeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Harika bir sesiniz var. Yazdığınız şarkı sözleri de etkileyici. Bunlar uluslararası bir pop star olmak için yeterli değil mi? danslarınız ve vücudunuzla cinselliğinizi ön plana çıkartıyor olmak sizi rahatsız etmiyor mu? Yoksa bunlar oyunun kuralı mı?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;İltifatlarınıza teşekkürler. Başkasını bilemem ama ben, kuralını sevmediğim hiç bir oyunda rol almam. Dans etmek kendi tercihim. Ruhumdan kaynaklanıyor. Özetle, ticari kaygılarla değil, dans etmekten hoşlandığım için bunu yapıyorum. Sonuçta güzel şarkı söylemesem, şarkı sözlerim beğenilmese, sadece güzel dans ediyorum diye bu kadar ilgi gösterilmezdi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez ile sıkı bir dostluğunuz var. Dünyadan soyutlanmış pop star çizgisinde görünmüyorsunuz pek. Ne yapıyorum, nereden geldim nereye gidiyorum şeklinde kendinizi sorguladığınız oluyor mu hiç?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her zaman sorguluyorum. Bir başımıza yaşamıyoruz ki bu dünyada. Birçok yerde olaylar, savaşlar oluyor, acılar çekiliyor. Bunlara kayıtsız kalamayız. Ben de kendi konumumda elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Sözgelimi kısa bir süre önce Afrika’daki duruma dikkat çekmek için düzenlediğimiz Live Aid konserleri ses getirdi. Ama yetmez, daha çok şey yapmalıyız. Sorgulama meselesine dönersek. Sorgulamam bitecek gibi görünmüyor. Henüz net bir sonuca ulaşamadım (gülüyor).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kardeşinizin ölümünden sonra ölüm duygusuna karşı bir takıntınız olmuştu. Bunu yenebildiniz mi? Ölüm fikri neden bu kadar korkutuyor, o da doğum kadar normal değil mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hayır, bunu atlattım. Uzun sürdü; ama atlattım. Artık nekrofobik değilim. Zaten olsam da ölümden kaçış yok (gülüyor). Bunu kabullenmek ve hazırlanmak zorundayız, ölüm hayatın bir parçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 266px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352505845476041650" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SkfrtSnNI7I/AAAAAAAACJI/Bqo-mNlvNDw/s400/sakir2.jpg" /&gt;Bu korkuyu yenmenizde Tanrı ile olan ilişkinizin etkisi oldu mu? Ara sıra dua eder misiniz mesela? Duanın korkuları yenmede etkili olduğu söylenir…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet, sık sık ederim. Ama Tanrı ile eskiden daha farklı bir ilişkim vardı… Nasıl desem; farklı bir şekilde dua ederdim. ‘Sen bana bunu ver, ben de böyle yapayım’ gibisinden. Sanki onla pazarlık yapıyormuşum gibi hissediyordum kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Pazarlık devam ediyor mu?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hayır. Artık farklı düşünüyorum. Bir nevi tartışma gibi. Sürekli ‘bu ilişki nasıl olmalı’ diye sorguluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ünlü olmanın muhakkak ki birçok getirisi var. Şöhret, para… Peki, ama bazen hiç bunaldığınız, alıp başınızı gitmek istediğiniz olmuyor mu? Mesela şu an kapıdaki bu hengâme sizi bunaltmıyor mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bunaltmaz mı? Hem de nasıl! (Gülüyor). Hatta sık sık onlara, ‘Siz gidin otelinizde dinlenin, beni merak etmeyin, ben kafama göre takılırım.’ diyorum ama dinleyen yok tabii. Ne yazık ki özel hayatım bunların (parmağıyla biraz ileride bizi dinleyen menajeri ve basın danışmanını işaret ediyor gülerek) işgali altında! Ama bu da işin bir parçası. Başarımı bu ekibe borçluyum. Ama bir de madalyonun &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjeFqEqWsAI/AAAAAAAABzg/5cPvHorCVkM/s1600-h/sakir3.jpg"&gt;&lt;/a&gt;diğer yüzü var. Şöhret, sürekli kontrol ve baskı altında olmak insanın içinde yatan yaratıcılığı ya da kabiliyeti öldürüyor. Garip ama bazen şöhret, şöhretli kişinin en büyük düşmanı olabiliyor. İşte bu tür durumlarda, kısa süre de olsa, ortadan kaybolmak, kendimi beslemek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şu an sizi şov dünyasında en çok rahatsız eden ne?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Basitlik… İlişkileri çok hızlı yaşıyoruz. Aslında sadece ilişkiler değil, dünya üzerindeki her şey çok hızlı gelişiyor ve yaşanıyor. Ben sadeliği özlüyorum. Galiba dünya olarak romantizmin altın çağına dönmemizde fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Baba tarafından Lübnan’a uzanıyor kökleriniz. Adınız da Arapçada ‘nazik, latif’ anlamına geliyor. Kendinizi en çok hangi kültüre yakın hissediyorsunuz? Arap mı, yoksa Latin mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her ikisine de eşitim. Ama aslında tüm bu süreçten sonra kendimi dünya vatandaşı olarak da görüyorum. Bununla birlikte Kolombiya’ya dair vatanseverlik duyguları beslediğimi ifade etmek isterim. Ama kesinlikle milliyetçi değilim. Hatta milliyetçiliğin bir hastalık olduğunu düşünüyorum! Sürekli dünyayı geziyor, farklı kültürleri, insanları tanıyorum. Bunların hepsi beni zenginleştiriyor. Aynı zamanda Lübnanlı geçmişimle de gurur duyuyorum. Ama dediğim gibi, kendimi bir kokteyl gibi görüyorum. Böyle de olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu geniş bakış açısı, kişiliğimizi zenginleştirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 203px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352505379717656210" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SkfrSLhwLpI/AAAAAAAACJA/ZioAxIZXPR4/s400/sakir3.jpg" /&gt;Ve tabii ki sanat üretebilme gücünüzü de…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kesinlikle katılıyorum. Başta da söylediğim gibi; farklı kültürler arasında köprü görevi yapmaya çalışıyorum. Aramızdaki farklılıkları izole etmek istiyorum. Bu, bir macera, heyecan verici bir rüya…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kariyerinize nokta koyunca ne yapacaksınız? Bazı ünlülerin BM adına iyi niyet elçisi olarak çalıştığını biliyoruz. Böyle bir niyetiniz var mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Zaten şu anda ülkem Kolombiya’da engelli çocuklarla ilgili bir vakfımız var. Aynı zamanda UNICEF temsilcisiyim. Kariyerimle birlikte sosyal faaliyetleri de paralel götürmeye çalışıyorum ki, bunlarla desteklenmediği sürece, şöhretin basit bir pırıltıdan öteye gideceğini sanmıyorum. Kariyerimi noktalayınca da tamamen sosyal işlere kendimi adayacağım. Zira başta Latin Amerika olmak üzere, dünyada ihtiyaç sahibi birçok insan var, yapılacak çok iş var. Söz gelimi yakın zamanda Latin Amerika’ya yönelik olarak Live Aid türünden bir organizasyon gerçekleştirmeyi düşünüyorum. Fakirliğe karşı savaşta ön saflarda yer almak istiyorum ve bu konuda üzerime düşen ne varsa yapmaya hazırım. Dünyanın neresinde ihtiyaç sahibi biri varsa, ona elimizi uzatmak için elimizden geleni yapmalıyız. Sonuçta, bizi gerçekten insan kılan da bu, şöhret ya da starlık değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Fotoğraflar: Ana Maria Ortiz&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Miami, Temmuz 2005&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bir önceki sayfaya dönmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-1943096872723674368?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/1943096872723674368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/sakira-kulturler-aras-kopru-olmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/1943096872723674368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/1943096872723674368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/sakira-kulturler-aras-kopru-olmak.html' title='Şakira: “Kültürler arası köprü olmak istiyorum!”'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/Skfr9WjPAzI/AAAAAAAACJQ/UVxtCZw-iag/s72-c/sakir1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-4947054927826539627</id><published>2009-06-15T14:17:00.001-07:00</published><updated>2009-06-15T14:22:43.561-07:00</updated><title type='text'>Geert Mak: “Turkish and European radicals are encouraging each other!”</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/Sja6p4yC8oI/AAAAAAAABzA/EKJI40hc09E/s1600-h/geert+mak1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 261px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/Sja6p4yC8oI/AAAAAAAABzA/EKJI40hc09E/s400/geert+mak1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347666836328739458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;Right before Dutch Queen Beatrix visited &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; this year, he attracted a great deal of attention for her comment "In the long term, it is not only &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; that needs Europe, but Europe which will need &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;. “If we exclude &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;, that is when all hell will break loose.” Keep in mind this was no regular person making this comment. Shortly after, the &lt;st1:country-region st="on"&gt;Netherlands&lt;/st1:country-region&gt; held their traditional Book Week between March 14 and 24, during which a book on İstanbul's &lt;st1:placename st="on"&gt;Galata&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;Bridge&lt;/st1:placetype&gt; brought &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; onto the popular agenda in the &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Netherlands&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;. The book, called “De Brug” in Dutch, meaning “The Bridge” had one million copies published, with 20,000 of these in Turkish. Passed out free to readers on the occasion of Book Week, copies of&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;“De Brug” were soon hard to find. Tracing a picture of İstanbul with his pen, describing the city from the &lt;st1:placename st="on"&gt;Galata&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;Bridge&lt;/st1:placetype&gt;, Dutch writer Geert Mak has brought İstanbul into the homes of people all over the &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Netherlands&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;. We spoke with Mak, one of &lt;st1:city st="on"&gt;Holland&lt;/st1:city&gt;'s most prominent writers and someone who believes in the strategic importance of building a bridge between the Middle East and the EU by way of &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;. Our conversation touched on “De Brug” on &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; and on the &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Netherlands&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;        &lt;/span&gt;Mak is one of the Netherland's most prominent journalists and writers. He has a following that hangs on to every line he has written, especially those about city life. When the Dutch Book Foundation came to him with a request that he write something that they could pass out as a gift during their traditional Book Week, he decided to write about İstanbul's &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:placename st="on"&gt;Galata&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;Bridge&lt;/st1:placetype&gt;&lt;/st1:place&gt;. This was, after all, a bridge which Mak says “struck me with its very identity and being the first moment I saw it.” In “De Brug” Mak, who travelled constantly back and forth between İstanbul and Amsterdam to write the book, makes a series of interesting analyses about relations between the West and the East, and how about Turks, despite their difficult conditions, move with the dynamism that lives inside them, not giving any concessions on their pride. And so here we go, let us cross Geert Mak's bridge together:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;Let's begin with your book's title, “De Brug” or “The Bridge.” What does this symbolize?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;Hasn't İstanbul always been a bridge? Just as &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; lies between Europe and Asia the &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:placename st="on"&gt;Galata&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;Bridge&lt;/st1:placetype&gt;&lt;/st1:place&gt; also joins two shores of İstanbul. But more than being a bridge, the &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:placename st="on"&gt;Galata&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;Bridge&lt;/st1:placetype&gt;&lt;/st1:place&gt; is a living organism. It is not just a symbol, but a reality. As are the dreams, fears, and expectations of those spend their lives on it, working, fishing, walking over it.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;How did 'De Brug' actually come about?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;Between 2005 and 2006, in different spurts of time, I spent about six weeks in İstanbul. The majority of this time was spent on the &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:placename st="on"&gt;Galata&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;Bridge&lt;/st1:placetype&gt;&lt;/st1:place&gt; and in the area around it. I struck up conversations with people, talked to the people fishing, the various sellers, and the passing youth. I hung out in the small coffee and tea houses. I became friends with almost everybody around. Meanwhile, I also had a great guide at that time. He was a young Turkish student. We spent a lot of time together, engaged in lots of debates. We were literally like a micro-version of the EU and &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; together. The debates we had, especially during the time of the caricature crisis, even if they appeared to resemble the clash of civilizations thesis, actually wound up teaching us both a lot.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;In a sense, the book also became a bridge between you two. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;Yes, it did. We learned so much. Like one Western philosopher said, the real clash in the world is not between cultures, but between feelings. To this point, right now, &lt;st1:country-region st="on"&gt;China&lt;/st1:country-region&gt; and &lt;st1:place st="on"&gt;Asia&lt;/st1:place&gt; are full of hope. The Islamic world, especially the Arab world, is full of hopelessness and widespread anger and the feeling of being wounded, hurt. As for the West, it is full of fear. The Americans are full of an aggressive fear, while &lt;st1:place st="on"&gt;Western  Europe&lt;/st1:place&gt; is full of a nostalgic, passive fear. They are afraid of the future, afraid of "others," and afraid of losing their identities in a chaotic world. I saw similar things atop the &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:placename st="on"&gt;Galata&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;Bridge&lt;/st1:placetype&gt;&lt;/st1:place&gt;: belittlement, fear of not being able to face problems, fear of upholding pride and the kind of poverty which wounds people.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;In that case, what do you believe needs to be done to conquer these multi-faceted fears? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;The most important step we can take is just getting to know one another. After that, we need to fight against [cultural] myths and assumptions. In both the West and the East, we need to struggle against certain "frozen ideas." There are a few of these circulating in the world right now and they are really very dangerous. And the number one thing responsible for fear these days is these "frozen ideas." When people get to know the world outside their own, their fears are diminished. In my own circle, I see many people who are afraid of the world outside their own. What's more, there is such a bombardment of information these days, it makes everything more difficult. And when politicians emerge onto the stage, hoping to use these fears to their advantage, peoples' concepts of what has actually happened get even more difficult to understand. We need to understand, but of course understanding does not mean loving everything that others do. For example, when people from &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; come to my city, &lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Amsterdam&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:city&gt;, they are shocked by the sexual freedom. As Dutch, we are used to it. On the other hand, people from Scandinavian countries see the human body as something which should be open; they are used to this way of seeing things. This has become a part of their culture. There is no embarrassment about nakedness. This is how it is in the &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Netherlands&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;, too. The openness of the body is sometimes exploited to the ultimate degree, has been degenerated. Sometimes this is reduced to people being belittled and many people are not comfortable with this. On the other hand, there were many non-Muslims that I spoke to when in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; who were uncomfortable with the controversial caricatures. This was not a discomfort rooted in religious sensitivities; many people's pride was hurt by this [Danish] stance. An indispensable condition of healthy relations is paying attention to cultural differences and sensitivities.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/Sja6hbcBf5I/AAAAAAAABy4/AZ-8KvHztK4/s400/brug.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347666691012788114" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 241px; height: 400px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;In mutual relations between &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; and the EU, Turks often complain that Europeans look down from above on Turks and ignore the cultural and historical values of the Turks in doing so.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;Yes, we Westerners need to accept that other peoples' familial, cultural and historical values are important for them. Four hundred years ago, we had similar attitudes. Pride and honour are important, and the West needs to understand this. On the other hand, within the framework of Turkish-EU relations, I want to draw attention to another matter. There is a dangerous coalition that binds nationalists on both sides [&lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; and the EU]. For example, in the cases opened against Orhan Pamuk, Elif Şafak, and the assassinated journalist Hrant Dink, what was at issue was not really the content of their writings. These cases, opened by nationalistic lawyers, were really reactions to &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt;, using these writers as tools. The goal is to distance &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; from the EU. And they receive enough of a reaction from &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt; to prove them right. At the same time, we have here in the EU right-wing politicians and nationalistic politicians. Like Geert Wilders, who makes comments like “There is no place in the EU for &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt;, they have no freedom of expression, and &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; is not &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt;.” And I personally, within the framework of mutual relations, when words like "genocide" come up in arguments over the Armenian genocide, refer to this word as the "G word." While Turkish nationalists shout out, "You cannot use this word!" Dutch nationalists scream, "You cannot use anything but this word!" This, in the end, is the same kind of politics, serving the same purpose. I'm sure politicians like this would all have a great time if they went on holiday together.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;Like with the Armenian allegations of genocide, what you mean to say is don't push too many sensitive buttons.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;Yes. Ok, these are subjects which need to be attended to, but should not be rushed. Leave the historical process to follow its own road. I hate the fact that on both sides, politicians are mixing history and politics together. I am calling out to both Turkish and Western politicians: Get out of this arena, please! History is not something that should be connected with national legends. History is a discipline which requires serious research about things which have happened. Meanwhile though, we should be able to comfortably discuss and debate it. Just as every family may have its own black sheep, every country may have its own dark spots. To this end, the &lt;st1:country-region st="on"&gt;Netherlands&lt;/st1:country-region&gt; did very bad things in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Indonesia&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;, and it was not easy for regular Dutch people to swallow this truth. What I mean to say is this: For a society that feels "good" about certain periods of its history, it is easier to look at its own past. For example, it used to be a complete taboo in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Spain&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; to talk about the civil war period. But now, grandchildren have begun to ask their grandparents about what happened. This is what is meant by growing up, maturing as a society. Approaching history as it should be approached, not trying to suppress it. Just as there is something called "pride," there is also something called "OK, let's face reality!" I want to call out to Turks that they need to look at history more coolly. And when they are examining their own history, no one should force anyone, politicians should not stray into the arena of history. Historians on both sides should open all their archives and should allow everything to be discussed and debated. Meanwhile, I am aware of the spreading feeling among Turks that "something happened, but what?" A series of painful events occurred, people were in pain. These things need to be known and I think the fact that pain was experienced needs to be accepted. There can be debates on topics like how many people died or how they died, but the important aspect is for societies to look history in the eyes and to face events from the past and not to be ashamed to do so. Myths have to be shoved aside and history must be approached honestly.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;Can we return for a moment to EU-Turkey relations?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;I want to reiterate that I place a lot of importance on the changes going on in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;. Just as EU membership turned out to be very crucial for &lt;st1:country-region st="on"&gt;Spain&lt;/st1:country-region&gt; and &lt;st1:country-region st="on"&gt;Ireland&lt;/st1:country-region&gt;, so too will it be important for &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;. And at the same time, this is an EU membership which is important for &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt; itself. &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt; is forgetting some things. I guarantee you that in 25 years we will be begging Turks to immigrate! To wit, when I was doing my research on the &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:placename st="on"&gt;Galata&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;Bridge&lt;/st1:placetype&gt;&lt;/st1:place&gt;, I saw lots of girls and boys. They were simultaneously working, under difficult conditions, and studying at school. I saw an incredible dynamism. We could apply what I saw on the bridge to &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; in general. There is an incredible dynamism in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;. Europe needs this dynamism because &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt; is tired and growing older. Another factor to consider is the Turkish military. It is a very strong military. &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt; needs this military. There are also all sorts of geopolitical reasons. Europe needs a stable bridge reaching out to Asia and the &lt;st1:place st="on"&gt;Middle East&lt;/st1:place&gt;. The worst thing that could happen would be to leave &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; out.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;What would happen?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;After being excluded from the EU, &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;'s modernization period would be shelved for awhile. Yes, &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; would be an honourable country still, but a closed society. The atmosphere where things could be debated freely would disappear and tension would spring up in all areas. Terrible things happened in the past in &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt; but Western intellectuals never gave up on freely debating and discussing these events. This is a strength which gives great flexibility to societies and which nourishes creativity. The ability to debate freely allows you to be able to make the right choices for the future. Societies need this in order to find their correct balances. In short, if Turkish relations with the EU break off, &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;, rather than being a regional strength which balances its immediate surroundings, will likely turn into a radical and nationalistic country. If you look at the region it's in, you can guess which factors might lead to this. Still, I have hope in the changes and transformations going on in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style=" mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;20 May 2007, Sunday, Todays Zaman&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;Ali Çimen, &lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;AMSTERDAM&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:city&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;a href="http://www.sundayszaman.com/sunday/detaylar.do?load=detay&amp;amp;link=1032"&gt;Click here to read the interview on TodaysZaman&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://picasaweb.google.com/lh/photo/oMmY5Ig_NRlFLv18iiN6ww?authkey=Gv1sRgCM7Mn42g9-HyJg&amp;amp;feat=directlink"&gt;Click here to read the interview in its original newspaper format&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.zamanhollanda.nl/nieuwsdetail.asp?id=232"&gt;Click here to read the interview in Dutch&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://alicimeninenglish.blogspot.com/"&gt;Click here to return to main menu&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"   style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;   &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-4947054927826539627?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/4947054927826539627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/geert-mak-turkish-and-european-radicals.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/4947054927826539627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/4947054927826539627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/geert-mak-turkish-and-european-radicals.html' title='Geert Mak: “Turkish and European radicals are encouraging each other!”'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/Sja6p4yC8oI/AAAAAAAABzA/EKJI40hc09E/s72-c/geert+mak1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-2310431647967598816</id><published>2009-06-15T13:41:00.000-07:00</published><updated>2009-06-15T13:48:38.053-07:00</updated><title type='text'>Edwin 'Buzz' Aldrin: “Those Looking at the Full Moon also Remember us!”</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjazZ-4zEYI/AAAAAAAAByA/clywtMcTQg0/s1600-h/buzz%2520imza.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjazPWDaxwI/AAAAAAAABx4/MTZr2u069wU/s1600-h/buz4.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 292px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjazPWDaxwI/AAAAAAAABx4/MTZr2u069wU/s400/buz4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347658683748370178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;July 20, 1969… The spacecraft 'Eagle' landed on the Moon’s &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:placetype st="on"&gt;Sea&lt;/st1:placetype&gt; of &lt;st1:placename st="on"&gt;Tranquility&lt;/st1:placename&gt;&lt;/st1:place&gt; – more than 400 thousand kilometres from planet Earth. As the door of the craft opened, astronaut Neil Armstrong made the giant leap forever changing man’s relationship to the universe by taking the first step onto the dusty surface of the moon. From the tiny pastry shops of &lt;st1:city st="on"&gt;Paris&lt;/st1:city&gt;, to the spice infused streets of &lt;st1:city st="on"&gt;Bombay&lt;/st1:city&gt;, from the crowded alleys of &lt;st1:city st="on"&gt;Beijing&lt;/st1:city&gt;, and in the colourful streets of &lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Istanbul&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:city&gt;, people around the globe, were glued to their radios and TVs, awaiting this monumental step. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Astronaut 'Buzz' Aldrin, who had the privilege of being the second man to walk on the Moon minutes after Mr. Armstrong, became the symbol of this historical trip -- the photo of him taken by Armstrong on the lonely planet's surface is forever etched into the memories of all humans. Mr. Aldrin recently spoke with Turkish journalist Ali Çimen. The two sat down on the shores of the Bosphorus to discuss his memories, dreams and vision of space exploration 36 years after this magnificent event…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/Sjay9R1LwlI/AAAAAAAABxw/r1okjJQI1MU/s400/buz2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347658373377278546" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;We met Mr. ‘Man on the Moon’ in &lt;st1:placename st="on"&gt;Ciragan&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;Palace&lt;/st1:placetype&gt; Kempinski in &lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;I&lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;stanbul&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:city&gt;, where he came for a short holiday with his wife. In &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; for the second time since his first visit in 1969 for their jubilee trip of Moon travel, Aldrin, who is now 75, still seems to be fit and ready for a new launch. His blues eyes shone remarkably, when we spoke about the moon. He went into a depression that he inherited from his mother after returning to earth and for some time fought alcoholism. He gets divorced. After a long time in therapy, he recovers and remarries. He devotes himself to a lifetime vision, which he describes by saying ‘every one on earth must be able to feel the excitement we had in space… They must be given the chance of space travel.’&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:city&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;How was the decision made once the Eagle landed, who was going to walk first? Did you ever think: ‘I wish I could have been the first man on the moon?’ &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;No! It was clear months ago what we were going to do. Neil was our commander and had been treated in some other areas we had not been. That is why it was quite normal that he was the first man on the moon. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;This should not be a problem anyway. Your photos on the moon became the symbol of this historical step! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Ah, yes. Things like this happen in life! (smiling) &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;What did you feel just as you stepped on the moon? Did you feel fear? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Fear shadows your logic. So, I did not. We were prepared for all possible scenarios. We were even very happy, making jokes. I recall now when we were getting ready to leave the moon, &lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Houston&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:city&gt; said, ‘Apollo 11, you're cleared for lift off.’ And I said, ‘Roger, we're number one on the runway.’ There was no one else up there! (smiling) &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Why do you think the Russians could not go to the Moon either before or after the &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;US&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;They had two programs that were competing somewhat with each other. They had also lost their main leader, Sergeri Korolov, the father of the Russian Space Program. Those reasons made it very difficult and once we had succeeded, they tried to keep their big rocket going, but then they switched to the story that they did not to intend to go to moon. They did not want to be second. They lost their motivation… at least in their political leadership… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;If the &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;US&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt; were unsuccessful in its bid to land on the moon, what is the most significant way it would have changed the course of history? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;I think we would have continued to try! Depending on what the event was, we would have reacted in some appropriate way to continue on… To suppose, hypothetical failure without specifying exactly what it was, it is hard to cover every case. Someone may ask me what we would have done if we did not take off from the moon. Well, we would continue to work on and fix whatever the problem was. So, we could lift off! (smiling) &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;What would have changed in history if the Russians had stepped on Moon before you? Would we be living in a different world? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Let me answer that in another way by saying I believe that the success we had by landing on the moon first was the beginning of a realization by the leadership that when &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;America&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; decided to do something they had the strength and momentum to continue. So that was an early indication of the beginning of a realization of whatever the challenges there were between the two superpowers that we had the momentum… and later, when President Reagan suggested that we would build a defence against the missiles, which was the threat that the Russians always had, and the realization if we proceed to do that, we would probably win that also, and their economy clearly could not support that. They decided they really could not support continuing to try to go to the moon... What they did do was to shift from the rocket that was unsuccessful, to another rocket that appeared to make up somewhat for the differences…and then as we announced our plans to build the space shuttle, their leadership decided that the quickest response to that was to build a similar shuttle, Buran. So, there is an accumulation of attempts by the Russians to match what we were doing and that was unsuccessful. So, the beginning of the cracking part, of the inability of the Soviet system to match the open reaction, the response to freedom was, the space program. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;What do you feel when you hear the conspiracy theories claiming man never went to the moon? What do you think lies behind this? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjazZ-4zEYI/AAAAAAAAByA/clywtMcTQg0/s400/buzz%2520imza.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347658866508370306" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px; " /&gt;I don’t pay much attention! I feel sorry for the people who are gullible enough to believe this. I feel disgusted at the people who are propelling themselves at the expense of not knowledgeable… or people who are uncertain and swayed by the ironies, arguments… This is a time in human progression when we deal with precision… we have people better dealing with non-precision. They believe in astrology, not astronomy. They believe the position of the planets at the instant they were born determines their lives. There is nothing that says this is true, but that is an interesting conversation. But it has no basis with truth. It is as we call it ‘old wive’s tales.’ They have nothing better to talk about.  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Do you think the super power status of the &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;US&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt; has something to do with the great effort spent for space exploration? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Certainly. We came out of World War II, the winners and a new period of time began when we felt responsible for the rest of the people living in other parts of the globe. The intension of the Russians, that were making atomic weapons, hydrogen bombs and seemed determined to spread Communism, was clear: World domination. So they also attempted to do something in space and technology. Not to respond to &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;America&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; accordingly, that is the counter force then, it was something unthinkable. Of course, that we went to the Moon was not a response to this. We gave more importance to the scientific development itself and brought all the brains of the country together. That was a scientific campaign! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;What is your personal view of President Kennedy? Do you think he played an important role in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;America&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;’s going to Moon? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;He was a very charismatic individual and he spoke very well, he spoke clearly and with force, and the impact of his challenge, to go to the moon, to continue to the last and to resonate thus even today. We chose to do this exactly not because they are easy, but because they are hard. That is a challenge to every person in their lives, to do the best they can in whatever they face. That is enduring. Had he not been assassinated, his political statute probably would have come down some. Where as the vision, the myth of Kennedy, the charisma and Camelot remained and was not tarnished by Southeast Asian activities and the Vietnam War as subsequent presidents’ were… So, he remains an icon of challenge and success despite the fact that it occurred not in president Jonhson’s term, but in president Nixon’s term… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;What did you feel first when you heard Yuri Gagarin became the first man in space? Were you dreaming to be an astronaut then? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;No, I was in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Germany&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; from 1956 to 1959. So once Sputnik occurred, it was not a direct challenge to our tactical position in supersonic fighter aircraft to patrol the border. We changed to the tactical mission of delivering nuclear weapons halfway through at the time that Sputnik occurred. So we had our own challenges of learning how to, in the event of some invasion of the Russians in &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt;… how to respond accordingly…Otherwise we were occupied at the time of Sputnik. I chose to further my education at MIT when I left &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt; in 1959. We knew by then that the Russians would be following Sputnik, with dogs in Space and they were certainly moving towards people in space. When President Kennedy took office, I was in the midst of my education. And one day I read on the cover of Life magazine that the astronauts were chosen for our Mercury program. We heard of Gagarin in 1961. We responded by sending Alan Shephard, but knew we had a lot to do… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;There are two different approaches to the Space Exploration Missions in the &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;US&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;. A group of people claims that robotic explorers should be sent into Space, but to the contrary, another group, which you also belong to, claims that using human explorers for Space missions is inevitable. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;I wonder what those people think about why the Chinese, the Russian and the Europeans prefer to send humans into Space or who is going to decide about that? In the end, we set our goals and we definitely know that as long as people support that sending humans into Space is the most effective and efficient method. It is interesting… sometimes people ask ‘why don’t you go to the Moon again?’ Our purpose is not to invade or colonize the Moon. With this mission, we proved that human beings can go to the Moon and come back to the Earth safely and also we searched for an answer for what else can be done afterwards. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;You have money, fame and power. What motivates you to write books about Space? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;I am definitely not rich. You can be sure that there are many people richer than me here (smiling by showing the yachts around &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:placename st="on"&gt;Ciragan&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;Palace&lt;/st1:placetype&gt;&lt;/st1:place&gt;). Why am I writing? There are ups and downs in life. For example after returning from the Moon I suffered from depression due to a genetic reason, I inherited a vulnerability to depression from my mother. I also suffered from alcoholism. It took me 10-15 years to recover. I wanted to tell these personal and professional experiences, and also my professional vision to coming generations. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Have you bought your ring from &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;? It has a moon and a star as in theTurkish Flag. What does it symbolize?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/Sjayi3LraVI/AAAAAAAABxo/5_2FLu_TGYA/s400/buz1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347657919547271506" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;No. I ordered it to be made in &lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;San   Francisco&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:city&gt;. It symbolizes Space. The space between the moon and the star symbolizes Space, which I believe works as a bridge for our relationships with other worlds. I want to buy diamond from &lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Istanbul&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:city&gt; and add it on. Actually, to tell you the truth, I would like to put on a small piece of the stones that we brought back from the Moon. But unfortunately, we weren’t allowed to keep any... (laughing) &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Not even a small piece? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;No. First of all, the things we brought back from the Moon belong to all humanity not to &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;America&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;. And also the Moon itself is considered as scientific material. That’s why we were not allowed to keep them for personal use. And, we were also kept in quarantine for a while after returning to Earth because of the thought that the stones from the Moon might be toxic. As far as I know, many of the World Presidents, Kings and &lt;st1:place st="on"&gt;Queens&lt;/st1:place&gt; were given some of these stones as a gift. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Was it given to someone from &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt;? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;I am not sure; but I think it was. We visited your President in &lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Ankara&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:city&gt; in 1969. I can’t recall the name now. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Now you dedicated yourself to Space Tourism. Would you like to tell us about your vision? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Yes. I founded a company for that: ShareSpace. I am optimistic about it. The desire for people to go to the Space even for 5 minutes, to feel the gravity-free environment and to understand the universe we are in is really exciting me… As you know, a short while ago Globalflyer, the first civil spacecraft, actually managed to go out of the atmosphere and to come back. Three or four person trips will start soon. But I want more… I want people to go into Space, to orbit around the world a few times, even to stay there for 24 hours and then come back to where they took off. And I also want people with a low income to be able to do that not only rich people. Only then can we talk about real space tourism. Besides, people are paying taxes to carry out Space Exploration Programs. If they are paying for that, why should they lack this pleasure! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Some people think that spending money for Space Exploration is waste of money, referring to the big problems that humanity faces such as poverty, disease, and poor education…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Trust me; the budget for Space Exploration wouldn’t be enough to wipe out any of these problems. But it is enough to just look at the technologies we use today to see what we gained from these researches. &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;When is mankind going to step on a new planet, for instance Mars? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Of course when we are ready! First of all, it is necessary to complete the International Space Station and to develop the Space Shuttle Program. I estimate that we can travel to Mars between approximately 2025 and 2030. But unfortunately, I don’t think I will be able to see that. We should go to Mars; we have to do that to create new residential areas apart from the world. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Why? Is there not enough space in the World? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjayW8JWpKI/AAAAAAAABxg/TYw8xqmh8fs/s400/b.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347657714721268898" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;There is only one World. But the World plus somewhere else... it will be different! We should go to Mars and not only go to Mars; furthermore, we should create the conditions for life there. Let’s say the World was destroyed somehow! There will be a place where we can make a new start at least. There is always such a threat. For instance, last year we discovered an asteroid 100 meters in diameter. We estimated that it would hit the World in 2029, but in last autumn, we calculated that it would probably just pass by. There is a possible threat in 2060 as well. If it hits the World, tsunami waves of 60 meters may destroy &lt;st1:state st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;California&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:state&gt;’s coastline. Even though it is a small possibility, there is still a threat. So, what shall we do? Shall we just sit and wait? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;When people look at the Moon with their loved ones, they usually have thoughts and feelings of romance. What about you? How do you feel? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;I bet they remember us alongside the romanticism! What we did was extraordinary and incredible. And whatever they say, it was for the benefit of humanity. Whenever I look at the Moon, I say to my self that ‘I did a great job!’ As most of the people, I could have studied at Harvard, become a lawyer, earned lots of money, and bought yachts. But this is my choice. I felt that I could have been more useful to my country in this way as a pilot, an engineer and an astronaut. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Photos by: Mustafa Kirazlı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;09 August 2005, Tuesday, ZAMAN Daily, İstanbul &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;Ali Çimen&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;a href="http://www.todayszaman.com/tz-web/detaylar.do?load=detay&amp;amp;link=22793"&gt;Click here to read the interview on Zaman Daily&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;a href="http://picasaweb.google.com/lh/photo/g-lpUhmlXCeXJFYv1ECq4g?authkey=Gv1sRgCJCj5OWRhZvpRw&amp;amp;feat=directlink"&gt;Click here to see the interview as newspaper format, part 1&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language:EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;a href="http://picasaweb.google.com/lh/photo/C32NIPW6hjKKLBLsmQfoUw?authkey=Gv1sRgCJCj5OWRhZvpRw&amp;amp;feat=directlink"&gt;Click here to see the interview as newspaper format, part 2&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-GB"  style="mso-ansi-language: EN-GB;font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-2310431647967598816?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/2310431647967598816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/edwin-buzz-aldrin-those-looking-at-full.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2310431647967598816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2310431647967598816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/edwin-buzz-aldrin-those-looking-at-full.html' title='Edwin &apos;Buzz&apos; Aldrin: “Those Looking at the Full Moon also Remember us!”'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjazPWDaxwI/AAAAAAAABx4/MTZr2u069wU/s72-c/buz4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-2293746755057082583</id><published>2009-06-15T08:44:00.000-07:00</published><updated>2009-06-15T08:45:03.557-07:00</updated><title type='text'>Bırakın finali falan, şampiyon Türkiye!</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Duayenlerimiz izin verirlerse, bir futbol yazısı da şu fakir patlatsın. Hiç bir zaman 22 kişinin 450 gramlık bir meşin yuvarlığı filelerle örülü çerçevenin içine sokmaya çalışmasına özel anlamlar yüklemedim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Benim dünyamda ne 'futbol sadece futbol değildir'ler ne de 'futbol kitlelerin uyuşturulmasının aracıdır' oldu; oyunlardan bir oyundu ve her oyunun felsefesinde olduğu gibi, 'eğlendirdiği' sürece sorun yoktu. Futbolun ülkelerin tanıtımlarına katkıda bulunduğu iddialarına (öyle ya hepimiz Arjantin ve Brezilya'nın adını ezbere biliyoruz ama kaçımız, futbolda başarılı oldular diye bu ülkelere gitti?) ya da ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile futbolları arasında doğrudan ilişki kuran ciddi analizlere de (bu durumda yine Arjantin ya da Brezilya'nın süper güç olması gerekmiyor muydu?) prim vermedim. Taş yerinde ağırdı ve futbol sadece futbol olarak kaldığı sürece anlamlıydı. Efendi işin felsefesini bırak sadede gel diyorsunuz biliyorum, gelelim: Türkiye, bu turnuvanın şampiyonu olmuştur, nokta! Neden mi? Çünkü oyunun felsefesine uygun davranmıştır!&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;İzleyenleri eğlendirmiş, şaşırtmış, heyecandan hop oturup hop kaldırmış, kah son dakika golleri ve inatçı keçi kıvamında oyuna sarılmasıyla stat ve ekran başındakileri büyülemiştir. Karizması ve kendine özgü mimikleri ile neredeyse şampiyona medyasına ipotek koyan teknik direktörü Terim ile onlarca ülkenin medyasında okuyana zevk veren haberlerin mimarı olmuştur (Göz bebekleri bile oynamayan Hollanda teknik direktörü Van Basten ile sızıntı yapan ve her an patlamaya hazır nükleer santral gibi olan Terim'i kıyasladığımda, meslektaşlarıma hak vermemek elde değil!) Yine yabancı medya mensupları son dakika golleri ile Fenerbahçe'deki nöbetçi golcülüğünü şampiyonaya da taşıyan Semih'e lakaplar bulmak için yarışmış, (benim hoşuma en çok gidenleri Hollanda medyasının bulduğu 'eşitleyici' oldu), son dakikalarda yaptığı patlamalarla bir türkü nakavt olmayan boksör kıvamında futbol oynayan Türk Milli Takımı'nın nasıl mağlup edilebileceğine dair esprili haberler/yorumlar/espriler tüm dünyanın diline düşmüştür. Tüm bunların ışığında, yukarda işaret ettiğim gibi, en azından benim için Futbol sadece futboldur, ama aynı zamanda 22 kişinin peşinde koşturduğu top, aslında rengi, dili, dini ne olursa olsun, biz insanların nasıl da 'aynı' olduğumuzu göstermesi açısından müthiş bir katalizördür. Ve Türkiye, elenmesini dalan bir kenara bırakın, sergilediği performansla uzun zamandır kullanılmayan bu katalizörü devreye sokmuş; Terim'in mimikleri İrlandalı barmeni, Hollandalı peynirciyi ve Türk dönerciyi aynı şekilde güldürmüş, son dakika gollerimiz Endonezya'dan Amerika'ya 77 çeşit millete aynı heyecanı yaşatmış, bilim kurgu filmlerindeki canavarlar gibi her öldüğü sanıldığı anda tekrar dirilen milli takımımız Afrika'dan Sibirya steplerindekilere kadar, herkesin takdirini kazanmıştır. Amaç oyunsa, bundan daha güzel oyun olabilir mi!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;        &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Özetle dostlar, Almanya Avrupa Şampiyona'sının kerevetine çıkmış, bizim de başımıza gökten üç elma düşmüştür:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-left:18.0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family: Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;1.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;    &lt;/span&gt;Türkiye, 1992 şampiyonasına (Yugoslavya iç savaş sonucu çıkarıldığı için) son anda katılma hakkı elde ederek, plajdan toplama futbolcularıyla şampiyon olan Danimarka gibi, turnuva tarihinin en sükseli işlerinden birini yapmıştır ve bu futbol şöleninin tadı uzun yıllar zihinlerde kalacaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-left:18.0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family: Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;2.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;İngiltere, Hollanda ve Almanya'da takip ettiğim turnuva boyunca sokaktaki vatandaşların 'Türkiye'nin futbolunu ve Türkleri' konuşmaktan zevk aldıklarını gördüm ki, bu onlarca şampiyonluğa bedeldir, varsın başkası şampiyon olsun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-left:18.0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family: Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;3.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;    &lt;/span&gt;Türkiye, çokça kaderin azıcık da Terim'in iteklemesi ve futbolcularımızın da olağan üstü gayretiyle, hiç hesapta olmayan bir şekilde, uzun zamandır eksiği çekilen bir futbol kimliğinin temellerini atmıştır. 'Son düdüğe kadar pes etmeyen, tekniğe ve yüksek kondüsyona dayanan ve rakiplerine 'bunlara gol atarsak kesin başımıza bir iş açarlar' dedirten bu ilginç futbol kimliğini sağlam temellere oturtmalıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt; font-family:Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;28 Haziran 2008, Cumartesi, Zaman Avrupa&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="ekprop-p"&gt;&lt;a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/yazarDetay.do?haberno=35507"&gt;Yazının orijinal linki için tıklayınız&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;Bir önceki menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-2293746755057082583?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/2293746755057082583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/brakn-finali-falan-sampiyon-turkiye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2293746755057082583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2293746755057082583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/brakn-finali-falan-sampiyon-turkiye.html' title='Bırakın finali falan, şampiyon Türkiye!'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-8226212414880326442</id><published>2009-06-15T08:40:00.000-07:00</published><updated>2009-06-15T08:41:14.049-07:00</updated><title type='text'>1929’da savaştık, 2008’de konuşarak krizden çıkacağız</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Malumunuz, bir süredir uluslar arası ekonomik krizle yatıp kalkıyoruz. Amerika’da başlayıp, grip salgını gibi, kısa sürede her yere yayılan bu ekonomik bunalım, nihayet, Avrupa Birliği liderlerinin Paris’te bir araya gelip meseleye el atmasıyla birlikte duraklar gibi oldu. En azından yüzler bir süreliğine güldü, borsalardaki çöküşler yavaşladı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Allahtan ki yavaşladı, zira akıllara 1929’daki büyük ekonomik krizin ardından patlak veren İkinci Dünya Savaşı daha sık gelir olmaya başlamıştı! Eğer kriz, bu andan itibaren etkisini kaybetmeye başlarsa, şüphesiz ki bunda aslan payı, Amerika’nın burun kıvırdığı, Türkiye’nin ise uzun zamandır, ‘Üye olsak da olur olmasak da’ havalarıyla görmezden geldiği AB’nin olacak. 29’daki bunalım yıllarına dönersek, aslında Paris’te yaşananın, sıradan bir toplantı olmadığını anlarız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Sene 1929. Dünya bir anda fakirleşti. Ekonomi durdu. New York’tan başlayan kriz, dalga dalga tüm dünyaya yayıldı. New York Menkul Kıymetler Borsası’ndaki (Wall Street) hisse senetlerinin değeri yere çakılmıştı. Hisse senetlerindeki bu keskin düşüş, binlerce bireysel yatırımcıyı harabeye çevirmesinin yanı sıra, bankaları ve diğer finansal kurumları, özellikle de portföylerinde hisse senedi bulunduranları oldukça zora sokmuştu. Birçok banka borçlarını ödeyemez duruma geldi; 1933’e gelindiğinde Amerika’daki 25 bin banka şubesinden 11 bini iflas etmişti! Bu bankaların iflasıyla birlikte ülke ekonomisinde güven kaybı oluştu. Harcamalar, talep ve dolayısıyla da üretim düştü. Enflasyonla birlikte işsizlik de patladı.1932’ye gelindiğinde Amerika’daki tekstil sektörünün üretim miktarı, 1929’dakine oranla yüzde 54 düşmüş, işsiz sayısı 15 milyona çıkmıştı! Kriz Amerika’da başlamış, ancak Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika ve Avrupa ekonomileri arasındaki derin ve özel ilişkilerin göz ardı edilmesinden dolayı dünya çapında bir ekonomik bunalıma dönüşmüştü. Amerika, savaştan sonra, ayağa kalkmaya çalışan Avrupa’nın bir numaralı kredi musluğuydu. Musluk tıkanınca, Avrupa kurudu. Bu durum en çok Amerika’ya borcu olan Almanya ve Büyük Britanya gibi ülkeleri vurdu. 1932’de Almanya’daki işsizlerin sayısı, toplam işgücünün yüzde 25’ine tekabül eden 6 milyona ulaşmıştı. Neredeyse bütün ülkeler, yeni gümrük vergileri koyarak, olanları artırarak ve ithalata kota getirerek yerli üretimi artırmanın yollarını aradı. Bu sıkı uygulamaların etkisi, uluslararası ticaret hacminin çok ciddi bir şekilde düşmesi şeklinde kendisini gösterdi. Ülkeler ardı ardına ithalata sınır koyunca, dünya ticaret hacmi yarıya indi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Peki, dünya bu krizden nasıl çıktı dersiniz? Savaşarak! Zira başta Almanya ve Japonya olmak üzere, birçok ülkede, krizin etkisiyle inim inim inleyen kitleler, saldırgan ve milliyetçi politikalar izleyen siyasileri iktidara taşımıştı. Bu hükümetler, silahlanma yarışına girince, fabrikalar işlemeye, işsizlik azalmaya başladı. Ve nihayetinde o silahlar kullanılmaya başlandı! Öyle ki, krizin doğum yeri Amerika bile, Avrupa’dan gelen silah siparişlerini karşılamak için fabrikalarını çalıştırmaya başlayınca bu krizden kurtulabilecekti. Yani savaş ekonomisiyle. Hikâyenin gerisini zaten hepimiz biliyoruz. İkinci Dünya Savaşı ve milyonlarca ölü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;İşte dünya, ikinci büyük savaşa böyle, göz göre sürüklenmiş, birinci savaşın yarattığı güvensizlik ortamı, buhranı durdurmak için yapılacak uluslararası bir müdahaleyi imkânsız hale getirmişti. Yani, dünya, bir türlü bir masanın etrafına oturup, ‘Ne yapabiliriz?’ sorusunu tartışamamıştı. İşte Paris’te bu soru sorulabildi. Avrupalı liderler, ağlamaklı gözlerle dünyaya sükûnet çağrısı yapmaya çalışan Amerika Başkanı Bush’un aksine, ellerini taşın altına koyup, soğukkanlı bir şekilde krize el attılar. Şimdilik ortalık yatıştı. Onca askeri gücüne rağmen Amerika, kriz karşısında şaşkın şaşkın etrafa bakınırken, AB, diplomasinin yumuşak gücünün, bombalardan daha etkili olabileceğini gösterdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;AB’yi küçümsemeyin…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt; font-family:Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;14 Ekim 2008, Salı, Zaman Avrupa&lt;span class="ekprop-p"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-left:18.0pt"&gt;&lt;span class="ekprop-p"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/yazarDetay.do?haberno=43793"&gt;Yazının orijinal linki için tıklayınız&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;Bir önceki menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-8226212414880326442?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/8226212414880326442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/1929da-savastk-2008de-konusarak-krizden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/8226212414880326442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/8226212414880326442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/1929da-savastk-2008de-konusarak-krizden.html' title='1929’da savaştık, 2008’de konuşarak krizden çıkacağız'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-8894044659914547906</id><published>2009-06-15T08:35:00.000-07:00</published><updated>2009-06-15T08:36:16.660-07:00</updated><title type='text'>Frankfurt'ta ne oldu?</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Frankfurt Kitap Fuarı’yla ilgili son değerlendirmeyi yazmak ve bir kez daha organizasyonun fakirliğinden dem vurmak için bilgisayarın başına oturduğumda, Türkiye’den, mahkeme salonunun adil yargılama açısından elverişli olmaması dolayısıyla Ergenekon Davası’nın ertelenmek üzere olduğu haberi geldi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Anlaşılan biz Türklerin, içerisinde ‘salon’ bulunan organizasyonlarla ilgili bir sıkıntısı var! Ergenekon’u Türkiye’deki meslektaşlarımıza bırakıp, bir kez daha Frankfurt’a dönelim. Okuyanlar hatırlar, konuyla ilgili ilk yazımda, Türkiye’nin, onur konuğu olduğu bu fuara, beyniyle değil, çenesiyle hazırlandığını, bir yıl boyunca fuar konuşulmasına rağmen, sonuçta ortaya bir balon çıktığından dem vurmuş, ‘kültürel bir şov yapma’ imkânının ıskalandığını yazmıştım. Halen aynı fikirdeyim; dünyanın zihinsel haritasını şekillendiren yayıncıların, yazarların, editörlerin ve binlerce gazetecinin beş gün boyunca ‘parlak fikirler ve kitaplar’ peşinde koştuğu bir arenada Türkiye, ‘Türkiş kebap-lokum’ cıvıklığından kendini kurtaramadı. Yazık oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Düşünün ki, fuarın yıldızı konumunda Nobelli bir yazarınız var (görüşlerini beğenin ya da beğenmeyin, önemi yok, Nobelli yazar Nobelli yazardır) ama koskoca Türkiye standında Orhan Pamuk ile ilgili ne bir fotoğraf, ne bir özel köşe ne de kitaplarının sergilendiği bir stant vardı! Türkiye ile aynı katta bulunan İtalyan stantlarındaysa hem Pamuk’un birinci sınıf kalite kitapları hem de kitaplarıyla ilgili büyük posterler göze çarpıyordu. Pamuk’un Almanya’daki yayıncısı Fischer de, ‘yemeyenin malını yerler’ misali, yazarını etkili bir şekilde sundu. Yeri gelmişken, Türklerin yanı başındaki İtalyanların her biri tasarım harikası olan ışıltılı stantlarına bakanlar, ‘Bu fuarın ev sahibi galiba İtalya. Türkiye de köyden bohçasını almış da onların yanına sığınmış uzak bir akraba gibi görünüyor’ demekten kendini alamadı. Farkındayım, satırlar ağır ama kesinlikle moral bozmayı hedeflemiyor. Bu fuar, ayağa gelmiş koca bir fırsattı. Ve ben artık, ‘Ya kardeşim her şey zamanla olacak, yavaş yavaş’ zihniyetiyle kandırılmaktan bıktım. Osmanlı İmparatorluğu’nun uzantısı ve (tüm kusurlarına rağmen)dünyanın önemli ülkelerinden olan Türkiye’den bahsediyoruz, boru değil! Ülke adına iş yapmaya soyunanlar, evlerinin içini istediği gibi döşeyebilir. Ama koskoca ülke adına iş yapıyorsanız, işinizin hakkını verin. Hiç kimsenin, eğrisiyle doğrusuyla Türk kültür ve edebiyatının birikimini, Çarşamba Pazarı mantığıyla sergileme lüksü yok, olamaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Şimdi gelelim, resmin parlak tarafına ki zaten işin bam teli de bu. Oldum olası ‘Avrupa Türkleri’ başlığı ile başlayan tumturaklı cümleler kurmaktan ve burada yaşayan Türklere, olağanüstü misyonlar biçme işlerinden hazzetmedim. Ama yazar kimliğimle katıldığım bu fuarda gördüğüm bir şey var ki, tüm olumsuzlukları unutturdu: Burada yaşayan Türklerin fuara gösterdiği inanılmaz ilgi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Yanlarına çocuklarını da almış ailelerin, kitapların sihirli dünyasında kaybolduklarını, hele ki fuarın son günü, adeta büyük bir şölen kıvamında, kitapları satın alabilmek için neredeyse birbirlerini parçaladıklarını görmek, fuardaki tüm kalem emekçilerinin yüzünü güldürdü. Yıllardır, ‘Bu millet okumuyor kardeşim, bak elin Avrupalısına, kitapçılardan çıkmıyor’ haklı itirazını dillendiren yazar çizer ve yayıncı takımının yüzündeki mutluluğu görmek her şeye bedeldi...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Bu millet uyandı. Artık boş lafı, gargarayı ve gazlamayı yemiyor. Okuyor, düşünüyor ve sorguluyor. Genlerimize sindirilen korkuları, kompleksleri ve tabuları da aşabildiğimizde, her şey çok daha güzel olacak. Buradan devletlûlara da bir rica: Ha gayret, şu millete yetişmek için biraz daha çaba!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="ekprop-p"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;21 Ekim 2008, Salı, Zaman Avrupa&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="ekprop-p"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-left:18.0pt"&gt;&lt;span class="ekprop-p"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/yazarDetay.do?haberno=44295"&gt;Yazının orijinal linki için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;Bir önceki menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-8894044659914547906?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/8894044659914547906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/frankfurtta-ne-oldu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/8894044659914547906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/8894044659914547906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/frankfurtta-ne-oldu.html' title='Frankfurt&apos;ta ne oldu?'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-5048898395186666042</id><published>2009-06-15T08:29:00.001-07:00</published><updated>2009-06-15T08:29:41.365-07:00</updated><title type='text'>Tarihe kafa tutan ülke Türkiye</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom:12.0pt"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;Sabah sabah ajanslara düşen küçük bir haber moralimi bozdu. Habere göre Hollanda içişleri bakanı, yürürlükteki Hollanda Anayasası’nın değiştirilmesini istiyormuş. İnsanın ‘Allah Allah, bayram değil, seyran değil, eniştem neden beni öptü?’ diyesi geliyor. Öyle ya, ülkede, gözle görülür toplumsal bir huzursuzluk yok, kimse kimsenin tavuğuna kış demiyor, çata pat da yok. Ve hepsinden önemlisi, söz konusu anayasa, sivil bir anayasa! O zaman mesele nedir? Efendim mesele şuymuş: Bakana göre, 25 yaşındaki anayasanın dili çok çetrefilli ve arkaikmiş, üstelik bazı muğlâk noktalar da varmış; yapısı ve içeriği yeteri kadar şeffaf değilmiş. İnsan bunları duyunca, ‘Vay anasını sayın seyirciler!’ demeden edemiyor. Demek ki, anayasalar kutsal metinler gibi değilmiş, şartlara ve zamanın ruhuna göre değişebiliyor, üstelik değiştirilmesi dahi teklif edilebiliyormuş. Malum, Türkiye’de de kısa bir süre öncesine kadar 1982 tarihli darbe anayasasının değiştirilmesi gündeme gelmiş, bu işe kalkanlar, perişan edilmişti. Bence perişan edenler haklıydı da. Hollanda gibi bir özgürlükler ülkesinin anayasasının bile baktığında, ‘Bu anayasanın yanında benim ciğerim kaç kuruş eder ki?’ deyip, komplekse kapıldığı komando kamuflajlı anayasamız, dünya durdukça dursun. Tarih aksın, ama o hep öylece, taş gibi dursun. Ne de olsa tarihe kafa tutmayı seven bir devlet yapımız var. Hem de ne tutuş?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;1950’ler: Dünya İkinci Dünya Savaşı sonrası yeniden yapılanma çabalarını tartışıyor; Türkiye, laikliği, cumhuriyeti, din-devlet ilişkilerini, ülkenin kendine özgü şartlarını ve daha fazla özgürlüğün memleketin başına ne çoraplar öreceğini tartışıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;1960’lar: Dünya silahlanma ve uzay yarışlarını tartışıyor; Türkiye, laikliği, cumhuriyeti, din-devlet ilişkilerini, ülkenin kendine özgü şartlarını ve daha fazla özgürlüğün memleketin başına ne çoraplar öreceğini tartışıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;1970’ler: Dünya Soğuk Savaşı ve nükleer enerjiyi tartışıyor; Türkiye, laikliği, cumhuriyeti, din-devlet ilişkilerini, ülkenin kendine özgü şartlarını ve daha fazla özgürlüğün memleketin başına ne çoraplar öreceğini tartışıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;1980’ler: Dünya Kapitalizm ve Sosyalizmin dünyaya etkisini, nükleer silahlara dayalı dehşet dengesini tartışıyor; Türkiye, laikliği, cumhuriyeti, din-devlet ilişkilerini, ülkenin kendine özgü şartlarını ve daha fazla özgürlüğün memleketin başına ne çoraplar öreceğini tartışıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;1990’lar: Dünya Soğuk Savaş’ın ardından ortaya çıkan Yeni Dünya Düzeni’nin ne olduğunu ve olması gerektiğini, gen teknolojisini, bilişim dünyasında yaşanan devrimleri tartışıyor; Türkiye, laikliği, cumhuriyeti, din-devlet ilişkilerini, ülkenin kendine özgü şartlarını ve daha fazla özgürlüğün memleketin başına ne çoraplar öreceğini tartışıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;2000’ler: Dünya, 11 Eylül saldırıları sonrası ortaya çıkan; güvenlik mi demokrasi mi? açmazının içinden çıkmaya çalışıyor, Kapitalizm’in sonunun gelip gelmediğini tartışıyor; Türkiye, laikliği, cumhuriyeti… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language: TR"&gt;Offf, valla benim yüreğim şişti!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-ansi-language: TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="ekprop-p"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;23 Ekim 2008, Perşembe; Zaman Avrupa&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="ekprop-p"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-left:18.0pt"&gt;&lt;span class="ekprop-p"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/yazarDetay.do?haberno=44454"&gt;Yazının orijinal linki için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;Bir önceki menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-5048898395186666042?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/5048898395186666042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/tarihe-kafa-tutan-ulke-turkiye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/5048898395186666042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/5048898395186666042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/tarihe-kafa-tutan-ulke-turkiye.html' title='Tarihe kafa tutan ülke Türkiye'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-2222051450950376430</id><published>2009-06-12T13:09:00.000-07:00</published><updated>2009-06-12T13:35:13.297-07:00</updated><title type='text'>Zbigniew Brzezinski: "Democracy cannot be imposed by bayonets"</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjK5u8hCt8I/AAAAAAAABws/U7qGAU8ackE/s1600-h/zbigniew_brzezinski.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 260px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjK5u8hCt8I/AAAAAAAABws/U7qGAU8ackE/s320/zbigniew_brzezinski.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346539923812038594" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Garamond;font-size:7;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Arial;font-size:6;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Garamond;font-size:7;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Arial;font-size:6;"&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Garamond;font-size:7;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 48px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Arial;font-size:6;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 19px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Garamond;font-size:7;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Arial;font-size:6;"&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:18.0pt;mso-bidi-font-size:10.0pt; font-family:Garamond;mso-bidi-font-family:Arial"&gt;‘Democracy cannot be imposed by bayonets’&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size:10.0pt; font-family:Garamond;mso-bidi-font-family:Arial"&gt;Zbigniew Brzezinski; a very influential name in the American foreign policy, one of the architects of strategic games, America’s old president Jimmy Carter’s national security adviser and currently a trustee and counselor at the Center for Strategic and International Studies (CSIS), &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 14.0pt;mso-bidi-font-size:12.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family: Arial"&gt;one of the prominent think tanks in &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size:10.0pt;font-family:Garamond; mso-bidi-font-family:Arial"&gt;America; in his statement to Zaman said that it is not possible for the relationship between America and Turkey to turn sour. Brezinski replied our questions on the latest matters briefly.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family: Garamond"&gt;In your latest book you are stating that &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;America&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; has faced a choice between Global Domination and Global leadership. Considering the current government’s foreign policies, which one of these roles do you think the &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;US&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; has chosen?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Arial Unicode MS&amp;quot;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size: 10.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family:Arial"&gt;I believe that currently American foreign policy is torn between an instinctive desire to dominate and a growing recognition that American preponderance is not the same as omnipotence and hence that &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;America&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt; has to be much more subtle and diplomatic in shaping international consensus on behalf of policies jointly devised.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family: Garamond"&gt;If you were the president of The &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;US&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;, what would your Palestinian policy be like?  And how would you handle your policy with the Israelis considering the strength of the lobby in &lt;st1:state st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Washington&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:state&gt;? How do you feel about the current ‘roadmap for peace’?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size: 10.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family:Arial"&gt;The Israeli-Palestinian conflict obviously cannot be settled by the Israelis and the Palestinians alone.  Moreover, any settlement, to be enduring, must also be fair.  The recent statement by President Bush to the effect that any territorial changes in the 1949 Armistice lines must be mutually acceptable to the Israelis and the Palestinians is a major step forward because it clearly implies that there has to be some sharing of Jerusalem and some territorial compensation for Palestine for the incorporation into Israel of those urban settlements that are on the edge of the 1949 lines.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family: Garamond"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-right:.9pt"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;What are your feelings of Mr. Bush's unilateral decision to democratize the &lt;st1:place st="on"&gt;Middle East&lt;/st1:place&gt;? A winning or losing proposal? Do you believe that the greater &lt;st1:place st="on"&gt;Middle  East&lt;/st1:place&gt; Initiative Project would actually create democracy in the region? Considering the latest events, how do you see the future of &lt;st1:country-region st="on"&gt;Iraq&lt;/st1:country-region&gt; and &lt;st1:place st="on"&gt;Middle East&lt;/st1:place&gt;?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size: 10.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family:Arial"&gt;Democracy cannot be imposed by bayonets. As the experience of Central Europe and the &lt;st1:place st="on"&gt;Far East&lt;/st1:place&gt; shows, democracy can only surface if it is nurtured in a setting of political dignity and national self-determination.  If democracy is imposed from outside without genuinely historic roots, it is likely to become radical and populist and very susceptible to demagogic appeals.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size: 10.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family:Arial"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:5.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;While the &lt;st1:country-region st="on"&gt;US&lt;/st1:country-region&gt; has been calling for democratic reforms in Middle East, in  the aftermath of the recent bloody crackdown in &lt;st1:country-region st="on"&gt;Uzbekistan&lt;/st1:country-region&gt;, the &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;US&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; kept its criticism of Kerimov’s repressive regime to a low level. What do you think the reason was behind this?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 14.0pt;font-family:Garamond"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:5.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size: 12.0pt;font-family:Garamond"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:5.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size: 10.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family:Arial"&gt;The &lt;st1:country-region st="on"&gt;United States&lt;/st1:country-region&gt; is obviously balancing its doctrinal commitment to democracy against its strategic interest in a stable and pro-U.S. &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Uzbekistan&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:5.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size: 12.0pt;font-family:Garamond"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:5.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;Many believes that Turkey’s status as an important strategic ally to the US has come to an end with the Turkish parliament’s rejection a motion that would have allowed U.S. troops to use Turkish bases to open a northern front against Iraq. Do you agree? Even though &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; said ‘no’ to the &lt;st1:country-region st="on"&gt;US&lt;/st1:country-region&gt; in a democratic way- the decision was discussed in the parliament and voted on by the parliament- do you think it would be possible for the &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;US&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; to adopt a less friendly approach against Turkish government?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:5.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size: 12.0pt;font-family:Garamond"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:5.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size:10.0pt;font-family:Garamond;  mso-bidi-font-family:Arial"&gt;Turkey&lt;/span&gt;&lt;/st1:country-region&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size:10.0pt;font-family:Garamond; mso-bidi-font-family:Arial"&gt; is an important friend of the &lt;st1:country-region st="on"&gt;United States&lt;/st1:country-region&gt; and the recent disagreements between &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; and &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;America&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; have not changed that reality.  I do not think that the &lt;st1:country-region st="on"&gt;United States&lt;/st1:country-region&gt; is likely to pursue a “less friendly” approach towards &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; because both the &lt;st1:country-region st="on"&gt;U.S.&lt;/st1:country-region&gt; and &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; recognize that each benefits from the maintenance of a genuinely allied relationship.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:5.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:5.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;This question is actually from your book. Would &lt;st1:country-region st="on"&gt;America&lt;/st1:country-region&gt; be able to create and maintain a peaceful, positive and constructive relationship with the Muslim world, while most of the Muslim population, which counts almost 1.2 billion people, sees &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;America&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; as an enemy?  Don’t you think there needs to be a ideological change in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;America&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; as well as in Muslim Countries?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:5.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size: 10.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family:Arial"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top:5.0pt;margin-right:0cm;margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size: 10.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family:Arial"&gt;I think &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;America&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; has to change its attitude towards the Muslim world; it must avoid even giving the impression that it is insensitive to Moslem feelings and culture as well as religion, and above all else it must avoid actions which deprive Muslims of their personal as well as political and religious dignity.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;It is widely and often discussed that &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; would provide a perfect model for the rest of the Muslim world that Islam and democracy are compatible. &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;US&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; Politicians are the ones who emphasize this point more often. Do you think that &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; has this potential? If she has, do you think that the &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;US&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; is doing what needs to be done on its part to protect this model? It is claimed that &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; has not been receiving enough support from the &lt;st1:country-region st="on"&gt;US&lt;/st1:country-region&gt; on the issues such as PKK and &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Cyprus&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;, what would your opinion be on this?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size:12.0pt;font-family:Garamond"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="mso-margin-top-alt:auto;mso-margin-bottom-alt:auto"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;mso-bidi-font-size:12.0pt;font-family:Garamond"&gt;I think &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; has enormous potential as a model of democratic evolution in a part of the world in which so far democracy has not surfaced.  The importance of &lt;st1:country-region st="on"&gt;Turkey&lt;/st1:country-region&gt; in that respect goes beyond specific political issues such as the matter of PKK or &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Cyprus&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;, on which there can be specific agreements or disagreements.&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 14.0pt;font-family:Garamond"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-right:.9pt"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;During your time in the government, you were always thought of as a cold war hawk? Would you consider yourself, considering the world state today, a hawk, or dove?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-right:.9pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 14.0pt;mso-bidi-font-size:10.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family: Arial"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-right:.9pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 14.0pt;mso-bidi-font-size:10.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family: Arial"&gt;A dovish hawk.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-right:.9pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 14.0pt;font-family:Garamond"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-right:.9pt"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;Do you feel that September 11th had anything to do with your definition in the Carter administration, of  “the great chessboard” in &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Afghanistan&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-right:.9pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 14.0pt;mso-bidi-font-size:10.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family: Arial"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-right:.9pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 14.0pt;mso-bidi-font-size:10.0pt;font-family:Garamond;mso-bidi-font-family: Arial"&gt;No.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-right:.9pt"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 14.0pt;mso-bidi-font-size:12.0pt;font-family:Garamond"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-right:.9pt"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;Who is Brzezinski?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt; font-family:Garamond"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond"&gt;Born on March 28, 1928, in &lt;st1:city st="on"&gt;Warsaw&lt;/st1:city&gt;, &lt;st1:country-region st="on"&gt;Poland&lt;/st1:country-region&gt;, the future national security adviser to President Carter and son of a Polish diplomat spent part of his youth in &lt;st1:country-region st="on"&gt;France&lt;/st1:country-region&gt; and &lt;st1:country-region st="on"&gt;Germany&lt;/st1:country-region&gt; before moving to &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;Canada&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt;. He received a B.A. and M.A. in political science from &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:placename st="on"&gt;McGill&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;University&lt;/st1:placetype&gt;&lt;/st1:place&gt;, in 1949 and 1950 respectively, and in 1953 earned his doctorate in political science from Harvard. He taught at Harvard before moving to &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:placename st="on"&gt;Columbia&lt;/st1:placename&gt; &lt;st1:placetype st="on"&gt;University&lt;/st1:placetype&gt;&lt;/st1:place&gt; in 1961 to head the new Institute on Communist Affairs. In 1958 he became a &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;U.S.&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; citizen. During the 1960s Brzezinski acted as an adviser to Kennedy and Johnson administration officials. Generally taking a hard line on policy toward the Soviet Union, he was also an influential force behind the Johnson administration's "bridge-building" ideas regarding &lt;st1:place st="on"&gt;Eastern  Europe&lt;/st1:place&gt;. During the final years of the Johnson administration, he was a foreign policy adviser to Vice President Hubert Humphrey and his presidential campaign. In 1973, Brzezinski became the first director of the Trilateral Commission, a group of prominent political and business leaders and academics from the &lt;st1:country-region st="on"&gt;United States&lt;/st1:country-region&gt;, Western Europe and &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Japan&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt;. Its purpose was to strengthen relations among the three regions. Future President Carter was a member, and when he declared his candidacy for the White House in 1974, Brzezinski, a critic of the Nixon-Kissinger foreign policy style, became his adviser on foreign affairs. After his victory in 1976, Carter made Brzezinski national security adviser. Aiming to replace Kissinger's "acrobatics" in foreign policy-making with a foreign policy "architecture," Brzezinski was as eager for power as his rival. However, his task was complicated by his focus on East-West relations, and in a hawkish way -- in an administration where many cared a great deal about North-South relations and human rights. On the whole, Brzezinski was a team player. He emphasized the further development of the U.S.-China relationship, favored a new arms control agreement with &lt;st1:city st="on"&gt;Moscow&lt;/st1:city&gt; and shared the president and Secretary of State Cyrus Vance's view that the &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;United States&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; should seek international cooperation in its diplomacy instead of going it alone. In the growing crisis atmosphere of 1979 and 1980 due to the Iranian hostage situation, the Soviet invasion of &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Afghanistan&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; and a deepening economic crisis, Brzezinski's anti-Soviet views gained influence but could not end the Carter administration's malaise. Since his time in government, Brzezinski has been active as a writer, teacher and consultant.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;        &lt;/span&gt;He gave interesting clues about the world’s dynamics and balances and future possibilities in his book called ‘Big Chess Bord’ which he wrote in the 90’s.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Even from those times he stressed that &lt;st1:country-region st="on"&gt;America&lt;/st1:country-region&gt; should make the region where &lt;st1:country-region st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Afghanistan&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:country-region&gt; is, a military base. In his last book ‘The Choice’, he suggested that &lt;st1:country-region st="on"&gt;America&lt;/st1:country-region&gt; should go into a global alliance with &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt; to provide global security and defended this by saying that ‘Both sides need each other and both sides complete each other. With an alliance as such &lt;st1:country-region st="on"&gt;America&lt;/st1:country-region&gt; will become a super power plus and &lt;st1:place st="on"&gt;Europe&lt;/st1:place&gt; will become united more strongly’.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family:Garamond"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family:Garamond"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family: Garamond"&gt;Ali Çimen&lt;br /&gt;13 June 2005, Todayszaman&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family: Garamond"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;  &lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;mso-ansi-language: EN-US;mso-fareast-language:EN-US;mso-bidi-language:AR-SA"&gt;&lt;a href="http://www.todayszaman.com/tz-web/detaylar.do?load=detay&amp;amp;link=20598"&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family:Garamond;mso-hansi-font-family:Garamond"&gt;c&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family:Garamond;mso-hansi-font-family:Garamond; mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;"&gt;lick here to read the interview on TodaysZaman&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://alicimeninenglish.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="mso-ascii-font-family: Garamond;mso-hansi-font-family:Garamond;mso-bidi-font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;"&gt;click here to return to main menu&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US"   style="font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US"   style="font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US"   style="font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-2222051450950376430?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/2222051450950376430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/zbigniew-brzezinski-democracy-cannot-be.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2222051450950376430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/2222051450950376430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/zbigniew-brzezinski-democracy-cannot-be.html' title='Zbigniew Brzezinski: &quot;Democracy cannot be imposed by bayonets&quot;'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjK5u8hCt8I/AAAAAAAABws/U7qGAU8ackE/s72-c/zbigniew_brzezinski.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-3464060972183898096</id><published>2009-06-12T12:56:00.000-07:00</published><updated>2009-06-12T13:07:05.592-07:00</updated><title type='text'>The Speeches that changed the history</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjK1CF3AktI/AAAAAAAABwk/vhgyNcyUEyw/s1600-h/tarihidegistirenkonusmalar.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 206px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjK1CF3AktI/AAAAAAAABwk/vhgyNcyUEyw/s320/tarihidegistirenkonusmalar.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346534755179467474" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;The book is about the historical speeches that shaped the history, which analyses the effects of the speeches, made by historical figures such as JFK, Hitler, Gorbachev, Ghandi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 15px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="http://alicimeninenglish.blogspot.com/"&gt;click here to return to main menu&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-3464060972183898096?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/3464060972183898096/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/speeches-that-changed-history.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/3464060972183898096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/3464060972183898096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/speeches-that-changed-history.html' title='The Speeches that changed the history'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjK1CF3AktI/AAAAAAAABwk/vhgyNcyUEyw/s72-c/tarihidegistirenkonusmalar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-1289955013465601219</id><published>2009-06-12T11:38:00.000-07:00</published><updated>2009-06-12T11:48:08.702-07:00</updated><title type='text'>Who is holding ropes? / Conspiracy theories</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjKhkWt713I/AAAAAAAABwc/83StVyl47iQ/s1600-h/iplerkiminelinde.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 221px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjKhkWt713I/AAAAAAAABwc/83StVyl47iQ/s320/iplerkiminelinde.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346513353587808114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;This is my first book about the world-wide known conspiracy theories such as the assassination of JFK, Moon Hoax, Pearl Harbor, Philadelphia Experiment, the face on Mars etc. I'd written it together with my colleague, Hakan Yılmaz, in 2000.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 15px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="http://alicimeninenglish.blogspot.com/"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;click here to return to main menu.&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-1289955013465601219?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/1289955013465601219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/who-is-holding-ropes-conspiracy.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/1289955013465601219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/1289955013465601219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/who-is-holding-ropes-conspiracy.html' title='Who is holding ropes? / Conspiracy theories'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_YzChCxhofTw/SjKhkWt713I/AAAAAAAABwc/83StVyl47iQ/s72-c/iplerkiminelinde.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-5355623575884746869</id><published>2009-06-10T16:11:00.000-07:00</published><updated>2009-06-10T16:13:13.076-07:00</updated><title type='text'>Pim Fortuyn’ı kim öldürdü?</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"   style=" mso-ansi-language:TR;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;Sabah sabah afyonum patlamamış, Hollanda kanalları arasında zaplıyorum, manzara aynı. Memlekette dişe dokunur vukuat olmadığından, önce küresel krizle ilgili gelişmeler, ardından da dünyanın dört bir yanından, haritada bulmakta zorlanacağınız ülkeciklerden haberler! Dur bakalım hele, komşuda neler oluyor diye, Alman kanallarına zıplıyorum. Öyle ya, koca Almanya. Dünya devleti. Kim bilir ne gündemler vardır diye düşünürken, o da ne, ARD’de Hollandalı bir konuk, Hollanda bayrağıyla süslü bir masanın etrafında, az mı yersin çok mu yersin, Alman spikerle birlikte göçmenlere giydiriyorlar. Bu iki ülkede yaşayanlar açısından artık neredeyse oksijen gibi hayati bir önem taşımaya başlayan ‘çok kültürlülük’, ‘paralel toplumlar’ ve ‘uyum’ gibi klişeler etrafında akıp gidiyor, muhabbet. Eyvallah, itirazımız yok. Adamlar, bize göre yanlış teşhis ve tedavi peşinde koşarak çözmeye çalışıyor olsalar da, kendilerince sorun olarak gördükleri meseleleri konuşuyorlar, diye düşünürken, o kurnaz cümleyi, bu kez de Alman TV’sinde duyuyorum: ‘Efendim, Hollanda’da Pim Fortuyn ve Theo van Gogh cinayetlerinden sonra Müslümanlara ve göçmenlere karşı bakış değişti...’ ve ardından o bildik şikâyetler; şöyle yapılmalı da böyle yapılmalı, estek köstek.&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Şimdi bu can sıkıcı kurnazlık karşısında şu soruyu sormak farz oluyor haliyle. Hollanda’daki tüm siyasi kariyerini Müslüman karşıtlığı üzerine kuran ve en aşırı söylemleri bile pervasızca dile getiren (ve hatta öldürülmese, iktidara yürümesi an meselesi olan) Pim Fortuyn’ı kim öldürdü? Cevap: Radikal çevreci, Hollandalı Volkert van der Graaf! O halde, neden sürekli Müslümanlarla ilgili genellemeler yapılırken, sırasıyla ‘11 Eylül, Pim Fortuyn ve Theo van Gogh...’ girizgâhı yapılıyor? Pim Fortuyn’ın katlini de kaşla göz arasında Müslümanların hanesine yazma kurnazlığı da neyin nesi? Ha, bu arada, ‘Çevreci duyduk da, çevre için adam öldüren radikaller de mi varmış?’ diye soranlarınız olabilir. Eee varmış demek ki, elin oğlunun eli torba değil ki büzesin, ‘yeşili koru, çiçeği, böceği sev’ diyen çevreci zihniyet adına kalkıp adam öldürüyor işte. Tıpkı, ondan daha evrensel ve kutsal bir mesajı olan, ‘insanı sev, yaratandan ötürü’ diyen bir din adına eline silah aldıklarını iddia edenler olduğu gibi...&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Hem Fortuyn’ın hem de Van Gogh’un katilleri yakalandı ve hak ettikleri şekilde cezalarını çekiyorlar. Buraya kadar güzel. İyi de, neden sürekli bu iki cinayet hatırlatılıp, tartışma korlandırıldıktan sonra, birincisi atlanıp, ikincisinin Fas kökenli katilinden hareketle, Müslümanların kafasına kafasına vuruluyor? Aynı hararetli tartışmaları neden çevrecilik hakkında duymuyoruz? Neden içlerinden çıkan bir meczuptan dolayı tüm çevrecileri, potansiyel katil olarak tartışmıyor, Hollanda’daki birlikte yaşama kültürüne tehdit olarak değerlendirmiyorsunuz? Ve hatta zavallı balinaları kurtarmak, ya da ne bileyim, nükleer enerjinin doğayı kirletmesini engellemek için yeri geldiğinde bir ton dayak yiyen üyeleriyle aklımızda yer eden en büyük çevre örgütü Greenpeace’i yasaklamaktan falan bahsetmiyorsunuz?&lt;br /&gt;Durun tahmin edeyim. Çok mu saçma olurdu?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"   style=" mso-ansi-language:TR;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;29 Ekim 2008, Çarşamba, Avrupa Zaman&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"   style=" mso-ansi-language:TR;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"   style=" mso-ansi-language:TR;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/yazarDetay.do?haberno=44967"&gt;Yazının orijinal linki için tıklayınız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"   style=" mso-ansi-language:TR;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;Bir önceki menüye dönmek için tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"   style=" mso-ansi-language:TR;font-family:Garamond;font-size:14.0pt;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-5355623575884746869?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/5355623575884746869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/pim-fortuyn-kim-oldurdu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/5355623575884746869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/5355623575884746869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/pim-fortuyn-kim-oldurdu.html' title='Pim Fortuyn’ı kim öldürdü?'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-6416416368375254406</id><published>2009-06-10T15:57:00.000-07:00</published><updated>2009-06-10T16:06:12.402-07:00</updated><title type='text'>Washington'da gözü yaşlı siyahlar</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt;Herkesin içine Obama'nın seçileceği doğmuş ki, ABD başkanlık seçimleri için basında en çok kullanılan klişe, 'tarihi' oldu. Biz de, bu tarihi anlara içeriden şahit olmak adına, soluğu yenidünyada aldık. Önce New York, ardından Washington DC.&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;        &lt;/span&gt;New York, her zamanki deli enerjisiyle insanı yutuyor. Öyle ki, sokakta yakasında Obama rozetleri takanları görmemiş olsak, bu ülkede seçim meçim yok diyecektik. Bu arada, özellikle her iki şehirde de yakasında Obama rozeti taşıyan beyaz, entelektüel ve okumuş kesimden insanların sayısının çok olduğunu fark edenler, daha 48 saat öncesinden Obama'nın başkanlığını kutlamaya başlamıştı. Bir hafta boyunca turladığım sokaklarda neredeyse bir Allah'ın kulunun bile McCainci olmadığını görmemek şaşırtıcıydı. Gerçi her ne kadar her iki eyalet de demokrat partici olarak bilinse de, şifa niyetine de olsa bir iki McCainci olmaması kafa karıştırdı. Otobanlarda üzerlerinde McCain posterleri yapıştırılmış güney eyaletlerinin plakalarını taşıyan devasa otomobilleri görünce ikna oldum; Amerika'daydık…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;        &lt;/span&gt;Otomobil demişken, artan petrol fiyatları ve küresel kriz, Amerikalıların, "Büyük olsun, bizden olsun!" mantığını yıkmış. Özellikle Japon menşeli küçük arabaların giderek artan sayısı, manda kasa, benzin canavarı Amerikan modellerine kafa tutuyor. Zaten dev Amerikan otomobil şirketlerinin iflasın eşiğinde dolaşmaları, sokaklardaki resmi doğrulamakta. Amerikalılar da bu enerji bağımlılığının başlarına bela olmuş olduğunu fark etmiş olmalı ki, konforlarından vazgeçip, alternatif enerji kaynakları konusunda ciddi olarak kafa yoran Obama'ya başkanlığı vermeye razı oldular. Şüphesiz ki Beyaz Saray'ın yeni patronunun en dikkatle izlenecek icraat alanlarından biri de, enerji meselesi olacak. Dediği gibi alternatif kaynakları, etkin bir şekilde kullanıma sokup, mevcut petrol tabanlı sanayi ve uluslar arası ilişkiler altyapısına çomak sokabilirse, çok şenlikli günlere gebeyiz demektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;        &lt;/span&gt;Sokaktaki insan Obama'yı nasıl görüyor derseniz eğer, çoğunluğun kanaatinin "Valla bu Bush'tan daha kötüsü gelemez, o yüzden ümitliyiz" şeklinde olduğunu söyleyebilirim. Beyazların beklentisine, siyahların gururunu da ekleyebiliriz. Bir siyahın Amerika Başkanı seçilmesini TV ekranlarında göz yaşlarını tutamayarak karşılayan eski dışişleri bakanlarından 'Cumhuriyetçi' Colin Powell, ünlü şovmen Oprah Winfrey, aksiyon yıldızı Will Smith ve diğerlerini görünce, sokaktaki gözü yaşlı siyahları görmek, olağan geliyor. Özellikle seçimin ertesi sabahı Washington sokaklarını gururlu adımlarla çalım satarak turlayan siyah Amerikalıları görmek, seyahatimizin tüm yorgunluğunu alıp götürdü itiraf etmek gerekirse.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;        &lt;/span&gt;Şimdi herkes Obama'nın seçim sloganı olan 'değişim'in içini doldurmasını bekliyor. Mesele, sloganın kendisi değil; neyi, nasıl değiştirebileceği. Dünyayı Amerika'dan ibaret görmeyen ki bunların sayısı gerçekten azdır (kimi güney eyaletlerinde yaşayanlar için New York'a gelmek, bizim İstanbul'dan kalkıp Amerika'ya gelmemizle eşdeğerdir, emin olabilirsiniz! Gerçi batısından doğusuna uçakla beş saatte gidilen bir ülke için pek de şaşırtıcı olmasa gerek ya), Amerikalıların beklentisi, Obama'nın Amerika'dan kaynaklanan küresel mali ve siyasi krizlere merhem olması, Irak ve Afganistan'daki anlamsız savaşlara son verilmesi. Diğer büyük çoğunluğunsa önceliği, önce kendi ceplerini vuran krize çare bulunması, gerisi Allah kerim, nerede hangi bomba patlamış, pek oralı değiller. Yolu Amerika'ya düşenler fark etmiştir. Sokaklarda, iki ayrı ülkede savaşan askerleri olan bir millete dair belirtiler göremezsiniz. Türkiye'de olduğu gibi şehit cenazelerinin yarattığı türden bir duygusal elektriklenme, milli birlik ve beraberlik havası, Amerikan hava sahasına girmez bile…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count:1"&gt;        &lt;/span&gt;Şimdiden Amerikan basını, 'Obama: Bir parça martin Luther, bir tutam Kennedy, iki ölçek de Clinton' klişelerinden geçilmiyor. Ama bu sıfatın altını doldurması, hiç de kolay olmayacak. Özellikle 3 ay kadar önce Obama'nın New York'taki Yahudi lobisi önünde yaptığı konuşmayı izleyip, Bush'tan bile daha sert cümlelerle İran'a verip veriştirdiğini gördüğümden bu yana, bu 'değişim' meselesi konusunda kafam karışık. Dileriz değişim, sadece, bağıran çağıran ve sopayla milleti korkutan bir beyazın yerine siyahın gelmesiyle sınırlı kalmaz. Zira dünya, gerçekten söylediği lafın ardında durup, adaleti kıble yapacak bir lidere hasret; siyah, beyaz ya da kırmızı, fark etmez…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight:normal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond;mso-ansi-language:TR"&gt;12 Kasım 2008, Çarşamba, Zaman Avrupa&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Garamond; font-size: 19px; "&gt;&lt;a href="http://euro.zaman.com.tr/euro/yazarAd.do?kn=4"&gt;Yazının orijinal linki için tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;a href="http://piecesofalicimen.blogspot.com/"&gt;Bir önceki menüye dönmek için tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size:14.0pt;font-family:Garamond; mso-ansi-language:TR"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-6416416368375254406?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/6416416368375254406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/washingtonda-gozu-yasl-siyahlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/6416416368375254406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/6416416368375254406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/washingtonda-gozu-yasl-siyahlar.html' title='Washington&apos;da gözü yaşlı siyahlar'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1189832147293369570.post-6807456018063661503</id><published>2009-06-05T03:38:00.001-07:00</published><updated>2009-07-12T13:47:21.951-07:00</updated><title type='text'>"Konuşacağınıza yazın da millet de okusun..."</title><content type='html'>Bu kitap, fakirin ilk kitabı. Sene 2000, Almanya'dan dönmüşüm, askere gideceğim. Belirsiz bir gelecek önümde iki seksen bir doksan uzanıyor. İyi bir okuyucu olmakla birlikte, kitap yazmak aklımın ucundan geçmek değil, 10 km yanına bile yanaşmamış, o derece. Lakin içerikteki konulara aşinalığım had safhada. Daha kendimi bildiğim, ki ortaokul başlarına denk düşer, yıllardan itibaren bu küresel çapta elektrik yaratan konularla al takke ver külah olmuşluğum vardı. Haliyle 1993'de başladığım gazetecilik kariyerimle de hasbelkader üzerine koya koya biriktirmişiz; kitap yazılacak kıvama getirmişiz, ama nedense bundan haberimiz yok:) Sağolsun, Timaş Yayınları'nın patronu, sıkı dost, Osman Okçu, "Ya bu mevzuları konuşacağınıza oturun kitap yapın da millet de konuşsun" deyince, bizim yazarlık kariyeri de paçaları sıvamış oldu. O dönemde Komplo Teorileri pek revaçta bir mevzu değildi, hatırlayan hatırlar. Kitabın yayınlanmasından bir yıl sonra gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının ardından malum, tüm dünya bir komplo histerisine kapılmış, maşallah ülkemiz de her renkten ve görüşten yüzlerce komplo kitabıyla tanışmıştı. Ne derece önemli bilmem ki bence değil, lakin bizim bu komplo kitabı, sanırım bu 'komplo külliyatı' açısından Türkiye'de bir ilkti. Zaten akabinde TV ve gazetelerde yapılan yayınlarda ne Yahudi düşmanlığımız ne CIA ajanlığımız kalmıştı; tek derdimizin "Bakın dünyada böyle ilginç tartışmalar, aykırı fikirler de var" demek olduğunu defalarca deklare etmemize rağmen... Hatta gözlerimi şöyle bir kapadığımda, İskele Sancak programında, cingöz hafiye Ahmet Hakan'ın karşısında "Amerikalıların Ay'a gitmemiş olabileceği ihtimalini" savunurken hatırlıyorum kendimi... Hey gidi günler. Bununla birlikte yine de, 'yalnız ve kafası karışık' ülkemde suyu çıkartılan komplo furyasının tetiğini çeken biri olarak net olarak belirteyim; komploları eğlenceli bulmakla birlikte, sadece 'magazin' olduklarına inanırım. Ne yazık ki, birçok komplo severin inandığının aksine, dünyayı üç beş kalantor ailenin kudreti sonsuz karanlık karakteri yönetmiyor; uzaylılar sık sık dünyamızı ziyaret etmiyor vee... Amerikalılar da Ay'a gitti; hem de çatır çatır! (Boşuna süper güç olmadılar ya) Bununla birlikte, değerli meslektaşım Hakan Yılmaz'la birlikte, bu kitabı yazarken çok eğlendiğimizi itiraf edeyim. Zira hem yıllardır gündemden düşmeyen yıllanmış komploların bir seçkisini yaparak ülkemizdeki yayım dünyasında bir ilke imza atmanın kıvancını yaşamış, hem de okuyucuyu sıkı bir beyin jimnastiği yapmaya davet etmiştik. Aradan geçen bunca seneye ve bu mevzuların çivisinin çıkartılmasına rağmen, sağ olun, aranızdan davete icap edenler halen çıkıyor. Bu 'dünyayı tersten okuma' egzersizine sizi de bekleriz, sağlıcakla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://thebooksofalicimen.blogspot.com/"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bir önceki sayfaya dönmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/profile/12566351657803659013"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ana menüye dönmek için tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1189832147293369570-6807456018063661503?l=alicimenarchieve.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/feeds/6807456018063661503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/konusacagnza-yazn-da-millet-de-okusun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/6807456018063661503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1189832147293369570/posts/default/6807456018063661503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alicimenarchieve.blogspot.com/2009/06/konusacagnza-yazn-da-millet-de-okusun.html' title='&quot;Konuşacağınıza yazın da millet de okusun...&quot;'/><author><name>Ali Çimen</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/-MXTlvXJifJo/TqcVkFpUHMI/AAAAAAAACyQ/Lce7yOuKkXs/s220/tarihi%2Bdegistirenler%2Bserisi%2Bdekupe.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
